Ozon Tedavisi – Doktor Ozon

PROSTAT KANSERİ

Posted on: Aralık 3, 2010

PROSTAT NEDİR?
Prostat, erkekte idrar kesesinin altında bulunan küçük bir salgı bezine verilen isimdir (Şekil-1). Normal prostat ağırlığı yaklaşık 18-20 gram kadardır. Prostat salgı bezi sadece erkeklerde bulunur. Mesane (idrar kesesi) çıkımında idrar yolunu sarar durumdadır.
Ayrıca prostatın idrar yolunu sardığı alanda, meni kanalı idrar yoluna açılmaktadır (Şekil-2). Erkeklerde iç ve dış denilen iki adet idrar tutma büzüğü vardır. İç büzük prostat ile mesanenin birleştiği yerdedir ve istemsiz şekilde idrarın tutulmasını sağlar. Dış büzük prostatın hemen sonrasında leğen kemiği tabanını saran kaslardan oluşan ve istemli olarak (çok idrara sıkışıldığında idrar kanalını büzerek idrarın kaçmasını engelleyen) kasılan bir büzük sistemidir (Şekil-3).PROSTAT SALGI BEZİNİN

FONKSİYONU NEDİR?
Prostat salgı bezinin görevi meniyi oluşturan sıvının bir bölümünü (yaklaşık %10-20) salgılamaktır. Bu salgının içinde bulunan maddeler özellikle spermlerin vajinal ortamda infeksiyonla karşılaşmasını önlemekte ve meninin 20-30 dakika içinde akışkan hale gelmesine (likefaksiyon) neden olmaktadır. Ayrıca prostat içindeki, mesane boynunda olan, istemsiz olarak kasılan iç büzük boşalma sırasında kasılmakta ve meninin dışarı doğru atılmasına (idrar torbasına geri kaçmamasına) neden olmaktadır.

Şekil-1: Erkeklerdeki idrar yolu ve üreme organları ile kanallarının şematik görüntüsü

PROSTAT BÜYÜMESİ NEDİR?

Genç yaştaki erkeklerde prostat bir ceviz büyüklüğündedir, ancak 40 yaşlarının sonunda ve 50 yaşlarının başında prostat büyümeye başlayabilir. Bu yaşlarda erkeklerin çoğunda bu büyüme, kişinin sosyal yaşantısında önemli bir probleme neden olmaz. Ancak yaş ilerledikçe birçok erkekte prostat büyümesi idrar yoluna baskı yaptığı için idrar yaparken zorluk çekilebilir. Kişinin sosyal yaşantısını etkileyen sorunlar arasında gece boyunca idrara çıkmak için uykudan kalkmak ve gündüz sık sık idrar yapma gereksinimi sayılabilir. Özellikle bu iki sorun
kişinin sosyal yaşantısında uykusuz kalma, yorgunluk, gitmek istediği yerde tuvalet arayışı gibi sorunlara neden olmaktadır. Ayrıca, idrar akışındaki güç ve hız eskiye göre azalmış ve yavaşlamış olabilir. İdrar yapmaya başlamada bekleme, zorlanma olabildiği gibi, idrarın belli başlı kısmı

Şekil-3:
Prostat bezi ve kırmızı daire içindeki dış (istemli) büzük ile ilişkisi
aktıktan sonra hala idrar sonrasında hala damla damla idrar gelebilir. Bunun yanında kişi idrar yaptıktan sonra idrar kesesinin tamamen boşalmamış olduğu hissine kapılabilir.

 

Şekil-2:
İdrar kesesi çıkımında idrar yolunu ve ona dökülen meni kanalını çepeçevre saran prostat bezinin şematik görüntüsü

Uluslararası prostat semptom-belirti- değerlendirmesinde hastaya sorunlan ve sorunun şiddetine göre skorlanan (derecelendirilen) sorular (7 SORU) aşağıda verilmiştir.

* İdrar yapmak için bekleme, zorlanma var mı?

* İdrar tazyiki, akış gücü eskiye oranla azaldımı?

* İdrarı yaparken, bitinceye kadar, kesik kesik işeme oluyor mu?

* İdrarını yaptıktan sonra hala daha idrar kesesinde idrar kalmış, tam boşalmamış hissi oluyor mu?

* Gece idrar yapmaya kaç kere kalkıyorsunuz?

* Gün boyunca iki saatte ya da daha sık idrara çıkmak gereksinimi duyuyor musunuz?

* İdrar yapma isteği geldiğinde, tutamama hissi, tuvalete zor yetişme, sıkıştırma sorunu yaşıyor musunuz?

Prostat büyümesi genellikle iyi huylu bir tümör olarak büyüme şeklindedir. Bu nedenle kişiler genellikle işeme ile ilgili sorunlarla karşılaşınca bir doktora başvurmaktadır. Belirtilerin meydana gelmesi iyi huylu prostat büyümesinde sosyal yaşamı etkileme dışında önemli bir sağlık sorununa yol açmayabilir. Ancak derecelendirilen şikayetler hafif, orta ve şiddetli olarak sınıflandırılır. Prostat muayenesi, kan testleri ve gerektiğinde yapılan prostat iğne biopsisi ile iyi huylu olduğu düşünülen prostat büyümesinde, şikayetlerin derecesine göre hastaların takibi, ilaçla ya da cerrahi ile tedavisine karar verilmektedir.
Ancak prostat kanserinde (kötü huylu prostat tümörü) yukarıda belirtilen klinik belirtilerin hafif ya da şiddetli şekilde oluşması, kanseri tamamen kontrol edecek tedavinin yapıldığı erken evrenin geçirilmiş olduğu dönem anlamına gelebilir. Bu nedenle 50 yaşın üzerinde her erkeğin, yukarıda belirtilen sıkıntılar olsun ya da olmasın, yılda bir kere mutlaka doktor kontrolüne (prostat muayenesi-Şekil-4- ve kanda PSA testi için) gitmesi önerilmektedir. Eğer I. derece akrabalarında (baba, erkek kardeş gibi) prostat kanseri olan kişilerde sözü edilen yıllık kontrollerinin 45 yaşından itibaren başlanması önerilmektedir. Zira I. derece akrabalarında prostat kanseri olanlar erkeklerde, yakınların hastalığa yakalanma yaşına göre, prostat kanseri görülme riski, normal toplum oranlarına göre, 2-6 kat arasında artmaktadır.

Şekil-4.
Parmakla prostat muayenesi: Bu muayenede sadece prostatın ne kadar büyümüş olduğu yanında, prostatın kıvamı (normal lastik gibi mi?, kanseri şüphe ettirecek olan sertlikler, nodüller var mı?

Bu iki hastalık (iyi huylu prostat büyümesi ve prostat kanseri) dışında, prostat bezinin, özellikle genç erkeklerde görülen, kronik prostat iltihabı olarak bilinen bir hastalığı daha vardır. Sık sık idrar yapmak, testislerde ya da penis kökünden makata doğru yayılan dolgunluk hissi ya da künt ağrı ve meni boşalırken sızlama, yanma hissi, sözünü ettiğimiz kronik prostat iltihabının belirtileri arasındadır. Mikroplara bağlı oluşan bu kronik infeksiyonu uzun süreli antibiotik tedavisi ile kontrol etmek mümkün iken, mikroplara bağlı olmayan iltihaplanmanın tedavisi daha uzun sürebilmektedir.

PROSTAT KANSERİ (PROSTATIN KÖTÜ HUYLU TÜMÖRÜ):
Hastalar ve onların yakınları için, prostattaki kanser hastalığını daha iyi anlayabilmek ve aktif ve tamamen itimat ederek gerekli tıbbi tedbirlere katılabilmek ve beraberce prostattaki kanser hastalığını yenebilmek için, burada verilmeye çalışılan özet bilgiler önemli olabilir. Kanser hastalığına bağlı korkuların çoğu, durumun yanlış değerlendirilmesinden ve de teşhis ve tedavi ile ilgili mümkün ve gerekli tedbirler hakkında yetersiz bilgiye sahip olunmasından kaynaklanmaktadır. Bilgilendirilen hastalar, hastalığı tespit ve tedavi edebilmek için doktorlarının yaptıklarını daha iyi anlayabildikleri gibi, kendileri de aktif olarak kendi tedavilerine katkıda bulunabilmektedirler. Bu sayfalar, prostat kanseri hastalığının en önemli faktörlerini izah etmeyi amaçlamaktadır. Bu izahatlar, asla doktorunuzla açıklayıcı konuşmanın yerine geçemez, ama önemli ve nihai soruları doktorunuza sorabilmenizi kolaylaştırabilir.

Kanser ne demektir?
Bir organ veya dokuya ait hücrelerin kontrolsuz ve yapısal bozuklukluklarıyla beraber çoğalmasına kanserleşme denir. Bu kontrolsüz hüceresel çoğalma organda anatomoik şekilde bozulmaya ve büyümeye yol açan kitle yani tümörü oluşturur. Habis yani kötü cins tümörler, organizmanın normal büyüme kontrolünün dışına çıkarlar. Kontrolsüz şekilde ve anarşik bir düzen içindeki hücreler, frenlenmeyecek tarzda çoğalırlar. Onlar etraftaki dokulara nüfuz edip onların içine doğru büyüyerek onların fonksiyonlarına da etkiledikleri gibi, kan yollarına ve lenf damarlarına girebilirler, kan akımıyla ve lenf akımıyla diğer vücut organlarına ulaşabilirler. Oraya yerleşebilirler ve orada çoğalabilirler � bu suretle kardeş tümörler (metastaz) oluşur.

Bugün bilinmektedir ki, kanser oluşmasının sebebi, vücut hücrelerinin genetik yapısındaki değişimdir, ve bu da büyümenin hücrenin gelişme, çoğalma ve programlı ölme sistematiğinde sapmalara yol açmaktadır. Ve zamanı geldiğinde ölmeyen, kontrolsüz çoğalma özelliği kazanan hücreler halini almaktadır. Kural olarak denilebilir ki, bir hücreyi, bir kanser hücresine dönüştürebilmek için, birçok iç ve dış faktörün biraraya gelmesi gerekir. Sadece tek bir kanser tipi olduğu söylenemeyeceği gibi, belirli tek bir kanser sebebi olduğu da söylenemez.

Sigara dumanı, ultraviyolet (mor ötesi) güneş ışınları, radyoaktif ışınlar, gıda maddeleri üzerindeki bazı küf mantarları, yanlış beslenme, bazı virüs enfeksiyonları veya bazı kimyasal maddeler gibi çok genel olarak kanser oluşmasına katkıda bulunan dış etkenler, tek başına sorumlu tutulamazlar. Prostat kanserinin oluşmasında bunların ne ölçüde rol oynadıkları henüz büyük ölçüde açığa kavuşturulamamıştır.

Vücuda yabancı olan ve normal olmayan elementleri tanıma ve bertaraf etme hususunda yetkili bağışıklık sistemi de, bazı kanser hastalıklarının oluşma ve gelişmesinde belirli bir rol oynamaktadır. Ama oynanan bu rol, modern kanser araştırmalarının neticelerine göre, hastalık oluşturan virüs veya bakterilerden korunmada olduğundan daha başka bir görünüm arz etmektedir.

Prostat kanseri görülme sıklığı:

A.B.D.�de senede 180.000 yeni teşhis vakasıyla prostat karsinomu erkeklerde akciğer kanserinden sonra en çok teşhis edilen habis tümör türüdür. Prostat kanseri genelde yaşlı erkeklerin hastalığıdır: Kendilerinde prostat kanseri teşhisi konulan erkeklerin %90 dan fazlası, teşhis konulurken 60 yaşından daha yaşlıdırlar. Nüfusun ortalama yaşının artmasıyla ülkemizde de prostat kanserinin sıklığı gitgide artmaktadır. Yaşları 70 in üzerinde olan erkeklerin %30 unda gizli prostat karsinomu mevcuttur. Bu tümörlerin sadece az bir oranı herhangi bir zamanda daha hızlı büyümeye başlarlar ve tedavi edilmesi gereken tehlikeli bir hastalığa dönüşür.

Prostat kanseri oluşumunda nedenler ve risk faktörleri nelerdir?

Hastalığın sebepleri şu ana kadar kesin olarak ortaya konulamamıştır. Ancak prostat kanserinde ortaya konulan 3 tane kesin risk faktörü vardır:

Yaş (yaş ilerledikçe görülme riski artar),

Genetik (ailesinde, özellikle birinci derece akrabasında prostat kanseri olanlarda risk daha yüksektir), Irk (Amerika�daki siyah ırkta oldukça yüksektir).
Bu hastalık, Afrika`lı erkeklerde, beyaz tenli veya Asya`lı erkeklerdekinden daha sık görülmektedir. Avrupa`da ve Kuzey Amerika`da bu hastalık nispeten sık görülmektedir, Doğu Asya`da ise az sıklıkta rastlanmaktadır. Bu nedenle, yaşam tarzı ve hayat şartları hastalanma riskine etki edebilir olarak düşünülmektedir. Bol yağlı ve az fibrinli beslenme muhtemelen prostat kanserinin oluşmasını kolaylaştırmaktadır.

Ağır metal Kadmiyum maddesinin bulunduğu işyerlerinde, örneğin lastik endüstrisinde çalışan erkeklerde, anlaşılan daha yüksek bir risk mevcut olabilir

Prostat kanseri hastalarının yakın akrabaları, anlaşılan halkın diğer kesimlerine kıyasla bu hastalığa daha sık yakalanmaktalar: Buna göre genetik faktörler ve irsi bir yatkınlık, anlaşılan önemli bir rol oynamaktalar. Kısa bir süre önce Kromozom 1 üzerinde, ailede prostat kanseri sıklığı unsuru ile bir bağlantısı olan bir gen (HPC-1) tespit edildi. Özellikle daha genç yaşlarda prostat karsinomuna tutulan hastalarda, ve aynı aile içinde üç veya daha yüksek sayıda prostat kanseri tespit edilen ailelerde bu gen, hastalığın gelişiminde önemli bir rol oynuyor gibi görünmekte.

Erkek cinsel hormonu olan ve testislerden (yumurtalardan) salgılanan Testosteron, prostatın fonksiyonu için gereklidir. Ama prostat kanseri hücrelerinin büyümesine de yardım etmektedir. Testislerin yeterli fonksiyonu olmadan prostat kanseri oluşmamaktadır.
Fakat toplam olarak oluşma sebepleri ve riziko faktörleri hususunda henüz pek az sayıda kesinleşmiş veriler mevcuttur; bunlardan çıkarılacak neticelerden henüz kesin bir ön tedbir alma imkanı da mevcut değildir.

Prostat kanserinin klinik belirtileri nelerdir?

Çok sayıda kanser türlerinde olduğu gibi, prostat kanserinin de tipik erken belirtileri yoktur. Prostat kanserinin başlangıç aşamasında hasta ilkönce herhangi bir şey farketmez. Bu hastalık ancak nispeten geç bir zamanda rahatsızlıklara yolaçar. İdrar yaparken zorluklar ve idrar torbasını boşaltmada rahatsızlıklar gibi, prostatın habis olmayan iyi cins büyümesi (prostat hipertrofisi) hallerinde sık sık rastlanan belirtiler, kanserde ancak ilerlemiş dönemde ortaya çıkar ve hastanın hastalıktan tamamen kurtulma olanağı mümkün olmayabilir. Habis tümör sıklıkla prostat bezin dış kesimlerinde oluşur ve ancak tümör oldukça büyüdükten sonra idrar borusunu daraltarak belirtilere yol açar.

Bölgesel ağrılar, ve de idrara veya meniye kan karışması halleri de, ilerlemiş safhada tespit edilebilirler. Bu belirtiler, genellikle tümörün artık prostatın yanındaki diğer dokulara sıçradığının belirtisidir.

Siyatik ağrıları ve kemik ağrıları kalça kemiklerinde, bel kemiğinin alt kesimlerinde veya iskeletin diğer kesimlerinde oluşan kardeş tümörlerden (metastaz) kaynaklanabilir. Çünkü ilerlemiş safhadaki prostat kanserlerinin %60 kadarı kemiklerde metastaz oluşturur. Bunlar bazı hallerde tümörün sebep olduğu ilk ağrılardır.

Erken teşhis imkanları nelerdir?

Hastalık ne kadar erken teşhis edilirse, o kadar iyi tedavi edilebilir. Teşhis anında kanser sadece prostatta sınırlı ise, kanser hastalığından tamamen iyileşme şansı çok yüksektir. Bu nedenle hiçbir işeme şikayeti olmasa bile erkeklerin 50 yaşından itibaren yılda bir kez prostat kanseri değerlendirmesi açısından doktora başvurması önerilmektedir. Amaç hastalığın prostatın içinde sınırlı iken, yani hiçbir klinik belirtisinin olmadığı dönemde tespit edilmesidir. Bu aşamada elimizde iki basit ve az ağrı verici muayene metodu vardır: prostat muayenesi ve kanda PSA denilen bir maddenin ölçümü

PSA (Prostat Spesifik Antijen) prostat kanserine özel bir madde değildir. PSA maddesi prostatın salgı bezlerinden salgılanır ve kanda da belirli bir seviyede bulunur. PSA�nın düşük olması o kişide kesin olarak prostat kanseri olmadığını göstermeyeceği gibi, yüksek olması da kesinlik bir şekilde kanser varlığının habercisi değildir. Ancak PSA değeri prostat kanseri konusunda bize parmakla prostat muayenesini birlikte hastayı değerlendirmemizi ve prostat kanseri olasılığını göstermesi açısından önemlidir. PSA değerinde sınır 4 ng/ml olarak düşünülse bile, günümüzde birçok merkezde 2.5 ng/ml değerinin üstünde dikkatli davranılarak, alt değerlendirmeler ile, prostat biopsisi önerilebilmektedir. Bu alt değerlendirmeler toplam PSA ile kandaki serbest PSA�nın oranlarının değerlendirilmesi, PSA�daki aylar içindeki artış hızı gibi değerlendirmelerdir.

PSA sadece kanserli durumda değil, iyi huylu prostat büyümesinde de kanda yükselebilir. Ayrıca prostat üzerinde tahrişe yol açabilen prostat iltihabı, idrar yolu infeksiyonu, prostat taşı, idrar yolundan sonda takılması da kanda PSA yükselmesine neden olabilir.

Parmakla muayenede, sonbarsaktan (rektum) prostat bezi kolayca hissedilebilir ve yüzeydeki küçük düzensizlikler bile bu suretle farkedilebilir. Özelikle sert alanların parmakla hissedilmesi kanser şüphesi anlamındadır. Habis kötü cins tümörler genellikle organın bu yüzeyinde oluştuğundan, bu parmakla rektal prostat muayene metoduyla, en azından yüzeysel oluşan kanserlerin erken teşhisi, fazla ağrı verici olmayan bir şekilde mümkündür.

Şayet doktorunuz parmakla rektal prostat muayenesinde bir sert alan varlığı tespit ederse PSA ne olursa olsun prostattan iğne biopsisi önerecektir. Ayrıca prostat muayenesinde bir şüphe olmasa bile PSA test neticesi anormal ise yine prostattan iğne ile doku biopsisinin alınması gerekli görülecektir.

Prostat iğne biopsisi nedir? Nasıl yapılır?
Prostat biopsisi öncesinde ve sonrasında dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Prostat iğne biopsisi, parmakla muayenede olduğu gibi, rektuma yerleştirilen bir ultrasonografi alıcısı yardımıyla elde edilen prostat görüntüsü rehberliğinde alınmaktadır (Şekil-5a). Biopsi örnekleri bir iğne yardımı ile alınır (Şekil-5b). Bunun öncesine prostat etrafına yapılacak lokal (mevzi) anestezi ile işlem sırasında ağrı olmamaktadır.

Prostat bezinin görüntüsü altında, prostatın her iki kanadından 4 ya da gerekli görüldüğü takdirde 5 adet yani toplam 8 ya da 10 adet iğne ile biopsi örneği alınır. Ayrıca ultrasonografik görüntü altında görülen şüpheli bölgelerden de ayrıca numune alınabilir.

 

Şekil-5a:
Rektuma yerleştirilen ultrasonografi alıcısı ile incelenir.
Şekil-5b:
Prostatın 8-10 alanından iğne biopsi örneklemesi yapılır.

Yukarıda da belirtildiği gibi iğne ile prostat doku örneklemesi (biopsisi) prostat etrafıa yapılan lokal anestezi altında yapılır. Genel anestezi kullanılmaz. Bu nedenle biopsi öncesinde aç kalmaya gerek yoktur. Biopsi yapılma tarihinden en az 8-10 gün öncesinden hiçbir şekilde aspirin ve türvei kanın pıhtılaşmasını uzatan (kanı sulandıran) ilaçlar alınmamalıdır. Biopsi öncesinde mutlaka idrar örneği alınarak idrarda ve idrar yollarında infeksiyon olmadığının ortaya konulması gereklidir. İnfeksiyon varken alınan biopsilerden sonra yüksek ateş, idrar yapmada zorlanma ve hatta idrar yapamama, sepsis gelişmesi riskine sahip akut prostat iltihaplanması olabilir. İdrar tahlilinde infeksiyon olmasa bile biopsi öncesinde hastaya antibiotik başlanması (biopsiden birgün önce başlayıp, 3 gün süren) önerilmektedir. Biopsi sabahı mutlaka basak temizliği için, doktorunuz tarafından size reçete ediliş lavman ile bu temizliğin sağlanması gereklidir.

Prostat iğne biopsisi için hastanede yatmak gerekli değildir. Biopsi işlemi yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir. Numune alınmasından sonra idrarda, menide ve dışkıda kanama olabilir. Bu kanama zamanla geçecektir. Uzan süren ve şiddetlenen kanama durumlarında mutlaka doktorunuzla irtibat kurunuz. Yukarıda belirtildiği gibi, antibiotik önlemine rağmen dahi, %0.1 oranında biopsi sonrasında yüksek ateşlenme, titreme ve idrar yapmada zorlukla seyreden akut prostat iltihaplanması görülebilir. Bu durumda da mutlaka doktorunuzla irtibata geçmeniz gerekmektedir.

Prostat biopsi örneklerinin patolojik değerlendirilmesi sonrasında elde edilen sonucun yorumlanması için doktorunuzla görüşmeniz gereklidir. Zira elde edilen raporda, prostat kanseri olduğu durumlarda kanserin görüldüğü prostat alanı ya da alanları, kanserin ilerleme potansiyeli oldukça önemlidir. Patolojik değerlendirmeden sonra prostat kanseri varlığı ortaya konulmuşsa, öncesindeki prostat muayene özellikleri ve kan PSA düzeyine göre ek bazı tetkiklere gerek duyulabilir. PSA 10 ng/ml altında ise ek başka tetkike genellikle gerek duyulmaz. Prostat içinde sınırlı kalmış prostat kanseri olarak öngörülür ve tedavi alternatifleri sunulur. Ancak PSA 10 ng/ml. den fazla ise kemik sintigrafisi ile tüm vücuttaki kemiklerin taranması (zira prostat kanseri en sık kemiklere yayılım gösterme potansiyeline sahiptir) ve gerektiğinde karınaltı alanının bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi istenecektir.

Gerekli görülen tüm tetkiklerin ardından tümörün klinik yapısı ortaya konularak o duruma uygun tedavi seçeneği hasta ile görüşülecektir.

PROSTAT KANSERİ:Prostat kanserinin hastalık evreleri ve farklılaşma-ilerleme potansiyeli (grade)
Prostat kanser evreleri (TNM sınıflaması):

Tx Tümör varlığı değerlendirilmemiştir
T0 Tümör yok
T1 Klinik olarak parmakla ve görüntü ile tespit edilemeyen tümör
T1a Diğer bir nedenle yapılan ameliyat sırasında saptanmış ve örneklerin %5�inden az olan tümör
T1b Diğer bir nedenle yapılan ameliyat sırasında saptanmış ve örneklerin %5�inden fazla olan tümör
T1c Prostat muayenesi normal, prostat biopsisinde tespit edilmiş tümör
T2 Tümör prostat içinde sınırlı ve muayenede hissedilebiliyor
T2a Prostatın bir yanının yarısından azında tümör var
T2b Prostatın bir yanının yarısından fazlasında tümör var
T2c Prostatın her iki lobunda da tümör var
T3 Tümör prostat kapsülünü aşmış
T3a Tümör bir yanda prostat kapsülünü aşmış
T3b Tümör iki yanda da prostat kapsülünü aşmış
T3c Tümör seminal veziküllere(meni kanalı) sirayet etmiş
T4 Tümör seminal vezkiül dışındaki diğer komşu organlara da sirayet etmiş
T4a Tümör mesane boynuna da sirayet etmiş
T4b Tümör prostat altındaki kaslara ve pelvik tabana sirayet etmiş
Nx Bölgesel ak kan (lenf) bezlerinde örnekleme yapılmamış
N1 Bölgesel lenf bezlerinde <2 cm tek bir adet lenf bezinde tümör var
N2 Bölgesel lenf bezlerinde 2-5 cm arasında ya da 5 cm.den büyük olmayacak şekilde birçok lenf bezinde tümör var
N3 Bölgesel lenf bezlerinde>5 cm boyutunda lenf bezinde tümör var
Mx Uzak organlara tümör yayılımı konusunda değerlendirilemiş
M1 Uzak organ metastazı var
M1a Uzak lenf bezlerinde tümör var
M1b Kemiklere sirayet etmiş tümör yayılım var
M1c Diğer organlarda tümör yaylımı var

Gleason Skor Nedir?

Biopside kanser teşhis edildikten sonra, biopsi örneklerindeki kanser hücrelerinin üreme ve yayılım hızı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlayan kanser hücrelerinin değişim derecelerine bakılır. BU dercelendirme Gleason Skorlama olarak isimlendirilir. Hücrelerdeki farklılaşma özellikleirne göre 1 den 5 e kadar aralıkta hücrelerin en sık görülen iki farklılık derecesi tespit edilir (Şekil-6). Klinikte en sık karşılaşılan kanser hücre farklılaşma derecesi 3 dür. Kanser içinde en sıklıkla tespit edilen iki değerin toplamı skoru verir. Gleason Skor 2 ile 10 arasında değişen bir skordur. 2 yavaş ilerleme potansiyeline sahip kanser hücrelerini ifade ederken, 10 aşırı hızlı ilerleme ve çoğalma kapasitesine sahip tümör anlamını taşır.
Gleason Skor 2-4: İyi differansiye (iyi nitelikte farklışama gösteren) kanser hücreleri
Gleason Skor 5-6: Orta differansiye kanser hücreleri
Gleason Skor 7-10: Kötü differansiye kanser hücreleri
Yüksek Gleason Skoru yani aşırı ihızlı çoğalma kapasitesine sahip tümörlerde, teşhis edildiğinde, prostat dışına yayılım ihtimalinin yüksek olduğu bilinmektedir. Düşük Gleason Skorunda daha az agresif ve daha iyi prognoz (kür için olasılık ya da tedavi sonrası uzun dönem kansersiz yaşam) söz konusu iken, Yüksek Gleason Skorunda hızlı agresif kanser hücreleri nedenyile uzun dönem prognoz ve kanser yayılımsız yaşam süresi daha sınırlı oranlarda kalmaktadır.

Şekil-6:
Prostat kanser hücrelerindeki farklılaşma dereceleri

Ürolojide laparoskopik cerrahi

Bu bölümde minimal invaziv az harabiyet verici- cerrahi olarak kabul edilen laparoskopik cerrahi ve ürolojik hastalıklarda yapılan laparoskopik ameliyatlar hakkında detaylı bilgi verilmektedir.

Laparoskopik cerrahi nedir?

Türkiyede olduğu gibi Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı nında da laparoskopik ürolojik cerrahilerin hikayesi yakın geçmişde önem kazanmış ve uygulanmaya başlanmıştır. Laparoskopi, karın içi ya da leğen kemiğindeki organların cerrahi tedavisinde, geniş ameliyat kesileri (20 cm dolayında) yerine, birkaç adet -4 yada 5 adet- çok küçük (0.5-1 cm) lik kesilerden yerleştirilen borucuklardan kamera ve uzun-ince ameliyat ekipmanları ile yapılan kullanılan bir tekniktir (Şekil-7). Ayrıca laparoskopik cerrahide, ameliyat edilecek organların- böbrek, prostat, üreter ve böbreksütü bezi gibi- rahatlıkla görülebilmesini sağlayan, borucuklardan birinden yerleştirilen ve 1 cm. çapında olan, yüksek rezolüsyonlu teleskop da kullanılmaktadır. Bu teleskop ile karın içindeki organların görüntüsü teleskoba monte edilmiş ufak kamera sistemi ile bir ekrana yansıtılarak, bu ekrandaki normalin yaklaşık 10 kat büyük görüntüsü eşliğinde cerrahi gerçekleştirilir. Laparoskopik cerrahide kullanılan bu ufak kesiler nedeniyle, laparoskopik cerrahi sonrası, açık cerrahideki geniş ameliyat kesilerine göre, çok az rahatsızlık olmakta ve daha estetik görünüm sağlanmaktadır. Laparoskopi ile ameliyat sonrası ameliyat ağrısı ve bu nedenle ağrı kesici kullanımı, hastanede yatış süresi ve iyileşme süresi oldukça azalmaktadır. Laparoskopik cerrahi de açık cerrahi gibi genel aneztezi (narkoz) altında yapılmaktadır. Laparoskopik cerrahi, hastalar açısından açık cerrahiye göre daha kolaylıklar sağlayan bir teknik olmasına rağmen, uygulanması için oldukça deneyim ve özellikle bu konu üzerinde edinilmiş eğitimi gerektirmektedir.


Şekil-7:
Ufak deliklerden ince cerrahi aletleri yerleştirerek laparoskopik ameliyat gerçekleştirilir

Laparoskopik cerrahi ile ne gibi faydalar edinilecektir?

Hastalar açısından, açık cerrahi ile karşılaştırıldığında araştırmalarda belirlenmiş birçok fayda sağlanmaktadır.
*Daha az ameliyat sonrası ağrı
*Daha az kanama
*Daha kısa hastanede kalış süresi
*Kabul edilebilir estetik görünüm/küçük ameliyat yara izi
*Günlük aktivite ve çalışma yaşantısına erken dönüş

Laparoskopik cerrahi endikasyonları(uygulanabilir durumlar)

Laparoskopi ürolojideki birçok cerrahi girişimde uygulanabilir bir tekniktir. Gerçekten, karınzarı dış bölümünde yer alan ürolojik organların (böbrek, böbreküstü bezi, üreter, prostat, anadamar lenf bezlerinin cerrahi olarak çıkarılması giderek artan şekilde kabul gördüğü gibi, daha az hasar ve ağrı avantajları ile zamanımızda laparoskopik olarak yapılabilmektedir. Miminal invaziv (daha az yaralayıcı) cerrahi olarak kabul edilen laparoskopik cerrahi, tüm dünyadaki gelişmiş merkezlerde, açık cerrahiden daha sık uygulanır hale gelmektedir.

Laparoskopik cerrahinin uygulanmaması gereken durumlar

Laparoskopik cerrahinin uygulanmasında kesin sakıncalı olan durumlar, düzeltilemeyen kanama hastalıkları, barsak tıkanıklıkları, karın duvarında aktif infeksiyonlar ve karın zarına yayılmış kanserler ve karın zarı içinde su toplamış hastalardadır. Göreceli olan sakıncalı durumlar aşırı şişmanlık, karın ve leğen kemiği organlarında önceden geçirilmiş büyük ameliyat, gebelik, ağır solunum yetersizliği, ağır kalp atım bozuklukları, kalp hastalıklarıdır.

Laparoskopik cerrahi komplikasyonları

Rutin olarak laparoskopik cerrahi uygulayan tecrübeli ve eğitimli cerrahlar tarafından yapılan girişimlerde komplikasyonlar düşüktür. Laparoskopik cerrahide yaklaşık komplikasyon oranı %5�dir. Laparoskopik cerrahi sırasında görülebilen ölüm oranı yaklaşık %0.3; açık ameliyata geçme olasılığı ise yaklaşık %1-5�dir.

Ürolojik hastalıkları içeren organalrımız Şekil-2�de görülen organlardan oluşmaktadır. Ürolojik hastalıklarda uygulanan laparoskopik cerrahi hakkında bilgilerin içinde hastalıkların genel bilgileri, endikasyonları, teknik özellikleri ve komplikasyonlar konusunda gerekli detay bulunmaktadır.

Prostat kanserinin cerrahi tedavisinde laparoskopik cerrahi

Prostat kanserinin tedavisinde uygulanan radikal olarak prostatın çıkartılması ameliyatı (Şekil-8) son yıllarda ABD ve Avrupa ülkelerinde yaygın bir şekilde laparoskopik yoldan yapılmaktadır. Sözü edilen laparoskopik radikal prostat kanser ameliyatı için artık yurtdışına gitmeye gerek kalmayacak şekilde, ülkemizde birkaç sayılı merkezlerden biri olarak, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı�nda Doç. Dr. Tibet Erdoğru tarafından başarı ile uygulanmaya başlanmıştır.


Şekil-8:
Protat kanserinin radikal cerrahisinde, bu şemada görüldüğü gibi, prostat çıkarıldıktan sonra, dış büzük seviyesinden idrar borusu mesane boynuna dikilir ve kanalın devamlılığı sürdürülür.

Prostat idrar kesesinin (mesane) tam çıkımında meni kanalının idrar yoluna döküldüğü bölümde idrar yolunu çepeçevre saran bir salgı bezidir (Şekil-1). Salgıladığı maddeler, erkek üremesinde meninin sıvılaşmasını ve meni içindeki spermlerin korunmasını sağlamaktadır.

Erkeklerde üreme fonksiyonunda önemli bir yeri olan prostat, özellikle 40 yaşından itibaren büyümeye başlamaktadır. İyi huylu büyüme şeklinde kendini gösteren bu tabloya benign (iyi huylu) prostat hiperplazisi (büyümesi), kısaca BPH, denilmektedir. İleri yaşlarda erkeklerde sözü edilen ve oldukça sık görülen BPH nedeniyle mesane çıkımında ve idrar kanalında daralma ve tıkanmalar olabilmekte. Bu tıkanıklığa bağlı olarak da, idrar yapmakta zorlanma, idrar akımında azalma, kesik kesik idrar yapma, idrar kesesini tam boşaltamama ve geceleri sık idrara kalkma gibi şikayetlere yol açmaktadır. Prostatın kanseri, BPH�dan farklı bir hastalık olup prostatın kötü huylu tümörüdür. Prostat kanseri erkeklerde en sık rastlanan kanserdir. Özellikle erken teşhis hayat kurtarıcı özelliğe sahiptir. Bunun için 50 yaşın üzerindeki her erkeğin yılda bir kez prostat muayenesi ve kanda PSA denilen bir maddenin ölçümü ile kontrolü önerilir.

Şekil-2:
Prostat ve prostatın idrar kesesi (mesane), idrar kanalı (üretra) ve meni kanalı (ejakülatör kanal) ile olan ilişkisi

Prostat içine sınırlı prostat kanseri tespit edilmiş hastalara prostatın tamamen çıkarılmasını sağlayan geleneksel açık radikal prostat cerrahisi uygulanmaktaydı. Ancak özellikle 2000 yılından itibaren laparoskopik radikal prostat cerrahisi uygulanmaya başlamıştır.

�Laparoskopi� kelimesi özel bir teleskop ve ona bağlı kamera sistemi ile karın içine bakmak ve karın içini incelemek anlamına gelmektedir. Bu optik ve kamera sistemi yardımıyla karın içinde gerekli cerrahi müdahaleyi yapma işlemine de �laparoskopik cerrahi� ya da �anahtar deliği cerrahisi�, �minimal invaziv cerrahi� denilmektedir.

Geleneksel cerrahi yaklaşımlarda ameliyat edilecek olan organın yerine göre karın duvarında yapılan uzun cilt ve altındaki kasların kesilmesi gerekliliği, ameliyat sonrası daha fazla ağrı, yara iyileşmesinde uzun olması gibi zorlukları da beraberinde getirmektedir. Bu nokta da bile laparoskopik (yani delik cerrahisi) yapılan ameliyatlarla ameliyat sonrası en az ağrı, ciltte ufak ve estetiği bozmayan yara izi, buna bağlı çok düşük yara yeri infeksiyon riskine sahiptir.

Laparoskopik prostat cerrahisi için, 5 adet (5- 10 milimetre arasında değişen) ufak delik açılması gereklidir. Bu deliklerden birisi ( 10 mm) göbek deliğinden açılmakta olup ameliyat sonrası estetik görüntüyü bozmamaktadır. Diğer iki 10 mm.lik delik göbeğin yaklaşık �4-5 parmak� uzaklığında her iki alt-yanına ve son 5 mm.lik iki delik ise leğen kemiğinin yanlardaki üst kenarının 2-3 parmak üst-iç bölümüne açılmaktadır. Göbek deliğinden açılan delikten yerleştirilen bir boru kanalından (port, trokar) karın içine hem karbondioksid gazı verilmektedir. Bu gaz yardımıyla karın duvarı yanlara ve yukarı doğru itilmekte olup, ayrıca aynı borudan karın içerisine yerleştirilen kamera sistemine bağlı teleskop ile karın içi rahatlıkla görüntülenebilmekte ve bize karın içinde rahatça çalışma boşluğu sağlamaktadır. Gerekli değerlendirmenin ardından, cerrahi prostat için gerekli cerrahi işleme başlamaktadır.

Laparoskopik cerrahi prostat kanserinin tedavisinde yeni geliştirilen ve 1999 yılından itibaren uygulanmasına rağmen tüm dünyada oldukça yaygın olarak kullanılan bir yöntem halini almıştır. Laparoskopik radikal prostat ameliyatı uygulanan hastalarda daha az kan akybı, daha az ameliyat sonrası ağrı, kısa hastanede kalış süresi, düzenli yemeğe ve günlük aktiviteye kısa sürede geçme olanağı, ameliyat sonrası penisten mesaneye idrar drenajı için, yerleştirilen sondanın kısa sürede alınması gibi avantajlar bulunmaktadır. Geniş ameliyat kesisi ile uygulanan açık cerrahidekine eşit oranda kanser kontrolü laparoskopik cerrahi ile de sağlanmaktadır (Şekil-9).

Şekil-9: İnce borucuklardan, hastada geniş yara açmadan, laparoskopik ameliyatın prostat kanseri ameliyatı olan radikal ameliyatın (radikal prostatektomi) gerçekleştirilmesi
İnce borucuklardan gerçekleştirilen ameliyat

Diğer minimal harabiyet verici girişimlerde olduğu gibi (örneğin laparoskopik safra kesesi ameliyatı eskiden uygulanan açık safra kesesi ameliyatlarına göre oldukça büyük avantajlara sahiptir ve bu nedenle zamanımızda açık safra kesesi cerrahisi gerekli olduğu koşullarda çok az uygulanmaktadır) laparoskopik yoldan kanserli prostat dokusunun alınmasında da geleneksel açık prostat kanser cerrahinin üzerinde avantajlara sahiptir.

1. Laparoskopi sonrası hastanede kalış süresi 2 ya da 3 gün kadar olmaktadır. Yaklaşık hastaların yarısı ameliyat sonrası ikinci günde evlerine gönderilmektedir (Hastanede yatış süresi iyileşmedeki çabukluğa ve cerrahinin genişliğine göre değişebilmektedir)
2. Geleneksel açık cerrahi ile karşılaştırıldığında ameliyat sırasında çok az kan kaybı olmaktadır. Buna paralel olarak kan verilmesi de çok düşüktür (%5, açık cerrahide %45)
3. Hastanede kalış döneminde çok az miktarda ağs kesiciye gerek olan ağrı olduğu gibi, hastaneden çıktıktan sonrada çok az oranda ağrı kesici kullanımına gerek olmaktadır. Kullanılan bu ağrı kesicide parasetamolden daha güçlü değildir.
4. Genellikle cerrahiden sonraki ilk hafta içinde, herhangi bir iyileşme sorunu olmaz ise, idrar yoluna yerleştirilen sonda alınmaktadır. Diğer durumlarda sonda bir hafta sonra alınır.
5. Yaklaşık hastaların %90�ı laparoskopik radikal prostat ameliyat sonrası 3. haftada rutin çalışmalarına geri dönmektedir.

Laparoskopik prostat cerrahisi için uygun bir aday mıyım?
Eğer sizde tespit edilen prostattaki kanser gelişimi prostat içinde sınırlı, başka bir deyimle organ dışına çıkmamış ve agresif özelliğe sahip değilse siz cerrahi tedavi için adaysınız.

Daha önceden prostat kanserine dışarıdan ya da dahili (brakiterapi) ışın tedavisi görmüş ve buna rağmen kanser kontrolü sağlanamamış ise, ışın tedavisinin verdiği zararlı etkiler nedeniyle cerrahi tedavi için uygun aday değilsiniz.

Kontrol edilemeyen kan hastalığınız var ise prostat kanser cerrahisi için uygun hasta değilsiniz.

Yan etkileri ya da komplikasyonları nelerdir?

Şimdiye dek yapılan değerlendirmeler radikal prostat cerrahisi sonrasında meydana gelebilen idrar tutamama ve penis sertleşme bozukluğu sıklığının laparoskopik prostat cerrahisinde daha az olduğunu göstermektedir. Zira prostat gibi çok derinde olan bir organın laparoskopik cerrahide kullanılan teleskop ile elde edilen görüntüsünü net bir şekilde sağlarken, görüntünün normalin 10 katı büyütülmesi prostata komşu olan penis siniri ve idrar tutma kaslarının daha iyi korunması ile daha düşük oranlarda idrar kaçırma ve penis sertleşme bozukluğu ile karşılaşılmaktadır. Bunun yanında laparoskopik prostat cerrahisi sonrası idrar tutma fonksiyonu hastaların büyük bir bölümünde ameliyat sonrası 3 ile 6 ay içinde normal fonksiyonuna dönmektedir.

Cerrahiye nasıl hazırlık yapmak gerekir?

Bu konudaki sorularınız en iyi şekilde sizi ameliyat edecek doktorunuz tarafından yanıtlanacaktır. Geçmişteki sağlıkla ilgili hikayeniz hakkında (geçirdiğiniz ameliyatlar, halen kullandığınız ilaç tedavileri, halen varolan hastalıklarınız, ailedeki varolan hastalıkların özeti, ..vs) detaylı sorular sorulacaktır.Ayrıca fizik muayeneniz yapılacak ve özellikle varolan kasık fıtığı değerlendirilecektir. Zira laparoskopik prostat cerrahisi sırasında, başka hiçbir kesiye gerek kalmadan aynı seansta kasık fıtığı onarılabilmektedir. Onarılmayan ve yaklaşık %10 hastada görülen kasık fıtığının prostat ameliyatı ile birlikte laparoskopik olarak onarılmasının hiçbir yan etkisi olmamakta ve hastayı ikinci bir ameliyattan kurtarmaktadır.

Ameliyat öncesinde doktorunuz tarafından sizden varis ya da trombo-embolik çorap sağlamanız istenecek ve barsak temizliği için ilaç (laksatif) reçete edilecektir.

Bütün hastaların istenilen kan testleri, EKG (elektorkardiografi), akciğer grafisi ve gerektiğinde başka ek testleri yapılarak genel anesteziyi uygulayacak doktorlar tarafından kontrolü istenmektedir. Zira bu değerlendirme öncelikle sizin sağlığınız konusunda beklenmedik bir sorun var ise onun tespit edilmesi ve bu sorun kontrol altına alındıktan sonra tedaviniz uygulaması yönünden çok önemlidir.

Laparoskopik radikal prostat cerrahisinde ameliyat sonrası ağrı çok az ve iyileşme çok hızlı olduğundan, açık radikal prostat cerrahisinde olduğu gibi ek ağrı kontrolü sağlayacak tedaviler (PCA: patient controlled analgesia, hasta kontrollü ağrı kesici ya da epidural analjezi) uygulanmamaktadır.

Ameliyat sırasında olanlar nelerdir?

Ameliyat tümüyle genel narkoz altında yapılır.Ameliyatınızı yapan doktor, bu yöntem de, ilk olarak göbek deliğinden ufak bir delik (yaklaşık 1 cm) açarak buradan yerleştirdiği 1 cm. kalınlığındaki boruyu karın içine yerleştirir ve bu boruya bağlantı yapılan bir kanaldan karın içine karbondioksid gazı verilmeye başlanır. Bu gaz karın duvarını yukarıya kaldırarak cerrah için karın içinde rahat görüş ve çalışma alanı bulmasını sağlar. Göbekten yerleştirilen bu kanalcıktan teleskop optik yerleştirilir. Bu teleskoptan alınan ve normalin 10 katına büyütülen görüntü ameliyat masanın hemen yanında ve cerrahın karşısındaki televizyon ekranına verilerek net görüntü altında ameliyatın yapılması sağlanır.

Karın içindeki bu teleskop yardımıyla alınan görüntü kontrolünde karına diğer ince delikler ( 0.5 cm ) açılarak benzer ince borucuklar yerleştirilir. Toplam 5 delikcikten içeriye yerleştirilen ince uzun cerrahi aletler ile ameliyat gerçekleştirilir.

Cerrahi sonrası olanlar nelerdir?
Ameliyatın bir gün sonrasında hastanın yemek yemesine başlanır. İlk gün yemekleri yumuşak gıdalar iken, normal gıdaya ikinci gün geçilmektedir.

Ameliyat sonrası ilk gün hasta yürümeye başlar ve kendini iyi hissediyorsa evine gitmesine izin verilir. Ameliyat geniş kesi (insizyon) yapmadan gerçekleştirildiğinden klasik ameliyat ağrısı çok çok azdır ve yara infeksiyon riski yoktur. Bunun yanında derindeki prostatın gelenksel açık ameliyatta çıplak gözle net görülemeyen yerleri laparoskopik cerrahide net ve hatta normalin 10 katı büyütülerek görüntülendiğinden ve laparoskopide kullanılan cerrahi aletler normal açık cerrahi aletlerden çok ince olması nedeni ile tüm cerrahi işlemler minimal kanama ve çok incelikli gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle hastanın ameliyat sonrası idrar yolu sondası çok kısa sürede alınmakta ve iyileşme çok hızlı olmaktadır.

Etiketler:

2 Yanıt to "PROSTAT KANSERİ"

babam prostat amelıyatı oldu.ve ıkı boru yerlestırdıler.bır ay sonbra o borular alınacak.neden yerlestırıldı onu ogrenebılırmıyım

Ameliyatlardan sonra,genellikle dren adı verdiğimiz bu tip hortumlar veya benzeri uygulamalar yapılır.Akıntı,iltihaplanma vs. komplikasyonlara karşı yapılır.Korkulacak bir durum değil.Geçmiş olsun

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

www.drozon.com

Kategoriler

Kategoriler

Arşiv

Aralık 2010
P S Ç P C C P
« Tem   Kas »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blog İstatistikleri

  • 34,383 kişi

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

RSS www.HepsiBorsa.com

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
%d blogcu bunu beğendi: