Ozon Tedavisi – Doktor Ozon

MEME KANSERİ

Posted on: Aralık 3, 2010

Memenizi Tanıyın

memenizi tanıyın

Meme kanseri ne karşı önlem almanın birinci koşulu kişinin memesini tanımasıdır. Meme nasıl bir organdır, nasıl muayene yapılır, hangi dönemde memede değişiklikler olur, memenin normal yapısı nasıldır, öncelikle bunları bilmek gerekir.

Kişi ancak memesinin normal halini bilirse, anormal bir şey olduğunda fark edebilir. Memenin normal hali ancak kendi kendine yapılacak aylık muayenelerle öğrenilebilir.

Meme Muayenesi

Ayna Karşısında: Önce dik durup kollarınızı yana sarkıtın, memenizde herhangi bir düzensizlik, derinin içe çekilmesi, meme başının bir tarafa veya içe çekintisi, renk değişikliği var mı bakın. Aynı işlemleri elleri iki yandan kalçanıza bastırmak suretiyle göğüs kaslarınızı kasarak ve kollarınızı yukarı kaldırarak yapın.

meme muayenesi 1

Duş Yaparken: Sağ memenizi muayene etmek için sağ elinizi başınızın arkasına getirin, sol elinizle meme başından başlayarak dairesel hareketlerle, parmaklarınızı hafif hafif oynatarak tüm memenizi muayene edin. Muayene esnasında ince parmak hareketleriyle meme dokunuzu iyice hissedin ve meme dokunuzdan farklı dokuları algılamaya çalışın. Memenizde ele gelen bir kitle, memede şişlik, deride sertleşme,meme başında sertleşme, memede hassasiyet, meme başında akıntı gibi bulgular olup olmadığına dikkat edin. Aynı işlemi sol memeniz için tekrarlayın.

meme muayenesi 2

Yatarak: Sağ memenizi muayene etmek için sağ kolunuzu başınızın altına koyun ve duş yaparken yaptığınız muayeneyi tekrarlayın. Aynı işlemi sol memenize uygulayın.

meme muayenesi 3

Koltuk altı muayenesi: Koltuk altı göğüs kasının hemen arkasındaki çukurdur. Hem duşta hem yatarak her iki koltuk altınızı diğer elinizin parmaklarını kullanarak muayene edin. Ele gelen kitle veya hassasiyet olup olmadığına bakın.

MEME KANSERİ
Genel bilgiler
meme kanseri
Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Kadınlarda kansere bağlı ölümlerde ise akciğer kanserinden sonra ikinci sıradadır.
Meme bezi, meme başı çevresinde yer alan 15-20 lobdan oluşur. Memede süt salgısını yapan hücreler tarafından oluşturulan lobül adı verilen birimler birleşerek lobları meydana getirirler. Lobüller birbirlerine süt kanalları ile bağlıdır ve süt kanalları meme basına doğru birleşirler.
Her memenin kan ve lenf damarları vardır. Lenf damarları lenf adı verilen renksiz, enfeksiyon ve hastalıklara karşı savaşmamızı sağlayan hücreler içeren bir sıvıyı taşırlar ve lenf bezlerine boşalırlar. Koltuk altında, göğüs kemiğinin etrafında ve boyunda pek çok lenf bezi bulunmaktadır.
Meme dokusu hormonların etkisi altında gelişir.Bu hormonların başlıcaları ise estrojen ve progesterondur. Salgılanan hormonların etkisi ile süt kanalları, lobüller büyür ve gelişir. Hormonların meme üzerindeki etkilerini göstermek için meme hücreleri üzerinde özel yerlere (reseptörlere) bağlanması gereklidir.
Lobülleri ya da süt kanallarını oluşturan hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile gelişen meme kanseri süt kanallarından kaynaklanırsa duktal karsinoma adını alır. Lobüler kansere daha seyrek rastlanır ancak lobüler kanserin aynı anda iki memede de olma riski diğer meme kanseri tiplerine göre yüksektir.
meme kanseri belirtileri

Enflamatuar kanser türünde ise meme sıcak, kırmızı ve hassastır. Bu kanser türünde kanser hücreleri lenf damarlarında tıkanıklığa neden olduğundan meme büyük ve ödemlidir, portakal kabuğuna benzer bir görünüm alabilir. Enflamatuar kanser daha seyrek görülür fakat hızlı yayılır.
Meme kanseri öncelikle lenf damarları ile koltuk altındaki lenf bezlerine sıçrar. Kanserin meme dışında başka organlara sıçramasına metastaz yapma denir. Meme kanseri en çok kemik , akciğer ve karaciğere metastaz yapar.
Meme kanserinde erken tanı mümkün müdür ve tarama testi var mıdır?
Her kadın, doktoruna meme kanserine ait belirtilerin neler olabileceğini sorarak ya da hangi yaşta ne tür tetkikler yaptırması gerektiğini öğrenerek meme kanserinin erken tanısında ve taramasında aktif rol oynamalıdır. Hiç şikayeti yokken olası bir kanseri erken yakalamak için yapılan işlemlere tarama testleri denir. Böylelikle henüz hastada hiç bir şikayete yol açmadan çok erken evrelerde meme kanseri yakalanabilir. Unutulmamalıdır ki; erken evre meme kanseri tedavi ile iyileştirilebilir bir hastalıktır.
Her meme kanserini yakalayamamakla birlikte günümüzde tarama amacı kullanılan en iyi yöntem mamografidir. Mamografi özel bir çeşit X ışınıdır, az miktarda radyasyon verir ve meme iki plak arasında sıkıştırılarak çekilir. Ele gelmeyen, henüz şikayete yol açmamış meme tümörlerini tespit edebilir. 50 yaş sonrasında her kadın her yıl bir mamografi çektirmelidir. Ailesinde meme kanseri öyküsü olup, meme kanseri gelişmesi için riskli grupta olan kadınların ise 40 yaşından sonra yıllık mamografi çektirmeleri önerilmektedir.
Diğer bir tarama yöntemi ise belli aralarla bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmasıdır. 20 yaş ile 40 yaş arasındaki kadınlara her 3 yılda bir, 40 yaş ve üstündekilere ise her yıl bir doktor tarafından meme muayenesi yapılmalıdır.
Ayrıca , bu tarama yöntemlerine ek olarak, 20 yaşın üstünde kadınların banyoda tercihen sabunlu iken memelerini kendilerinin her ay muayene edip, ayna karşısında iki memede daha önceden olmayan bir görüntü var olup olmadığını kontrol etmeleri önerilmektedir. Unutulmamalıdır ki, herkesin meme dokusu aynı olmadığı gibi aynı kişinin meme dokusu farklı zamanlarda farklı yapıya sahip olabilir.Örneğin; menopozda, gebelikte , doğum kontrol hapları alırken ya da adet döneminde meme farklı yapıya sahip olur. Adet öncesi memelerde hassasiyet, gerginlik olması doğaldır.
Meme kanserinin belirtileri neler olabilir?
Erken evre meme kanserinde hastanın hiç şikayeti olmayabilir. Meme kanseri genellikle ağrıya neden olmaz. Çoğunlukla aşağıdaki belirtilerden bir ya da birkaçı vardır.
* Memede ele kitle gelmesi en sık rastlanan belirtidir.
* Memeden akıntı gelmesi (bulanık ya da kanlı)
* Meme başında veya meme derisi üzerinde çekilme
* Memede büyüme, ödem, kızarıklık, meme derisinin portakal
kabuğu görünümünde olması
* Meme başında iyileşmeyen yara, ülser
* Hastalık meme dışında organlara sıçramışsa (metastaz yapmışsa), sıçradığı organa göre şikayetler ortaya çıkar. Örneğin kemiğe sıçramışsa, kemik ağrısı, kemik kırıkları beyne sıçramışsa baş ağrısı, bulantı, kusma, baş dönmesi, görme bozukluğu hatta felç gibi şikayetler gelişebilir.
Meme kanserine yakalanma riskini arttıran durumlar nelerdir?
En önemli risk faktörü yaştır. Yaş arttıkça meme kanserine yakalanma riski de artar. Meme kanserlerinin çoğu 50 yaş üzerinde görülür. Aile öyküsü önemlidir. Birinci derece akrabalarında (anne, kız kardeş gibi) meme kanseri olanların meme kanserine yakalanma riskleri daha yüksektir.Eğer akrabası meme kanserine menopoz öncesi yakalanmışsa bu risk daha da yüksektir.Bu grupta olan bayanların olmayanlara göre tarama testlerine daha erken başlamaları önerilir.
Önceden meme kanseri olanlarda her geçen yıl yeni meme kanseri gelişme riski %1 artar.Barsak, yumurtalık ve rahim kanseri olan hastalarda da meme kanseri gelişme riski daha fazladır. İlk adeti erken yaşta görenlerde (12 yaş öncesi) risk artar. Geç menopoza girenlerde (55 yaş sonrası) risk artar. ilk gebelik yaşı ne kadar geç ise (özellikle 30 yaş üstünde) meme kanseri riski de o kadar yüksek olur.Kürtaj ya da düşük nedeni ile doğum yapamadan gebeliklerin sonlanmasının meme kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Hiç evlenmemiş bayanlarda daha sık görülür. Sosyoekonomik durumu daha iyi olan bayanlarda değişen yaşam koşulları nedeni ile meme kanseri riski daha yüksektir (Geç evlenme ve geç çocuk doğurma gibi nedenlerle). Doğum kontrol hapı kullananlarda ve uzun dönem menopoz için estrojen tedavisi almış olanlarda meme kanserine yakalanma riskinin az da olsa arttığı bilinmektedir.
Yaşam biçimi de meme kanseri ne yakalanma şansını etkileyebilir. Menopoz sonrası dönemde fazla kilo alma meme kanseri riskini arttırır.Yetersiz fizik aktivitenin ve ileri yaşta fazla kilolu olmanın meme kanseri riski arttırdığı düşünülmektedir.Bugün herhangi bir diyetin meme kanserine yakalanma riskini azalttığına dair bilgi yoktur ancak araştırmacılar düşük miktarda yağ içeren, meyve ve sebzenin bol tüketildiği, ideal kilonuzda kalmanızı sağlayan dengeli bir beslenme önermektedir. Ergenlik döneminde yapılan düzenli fiziksel aktivitenin meme kanseri gelişmesini azalttığı bilinmektedir. Alkol alımı (fazla miktarda) meme kanserine yakalanma riskini arttırır.
Meme kanseri beyaz ırkta daha sık görülür. Radyasyona maruz kalma meme kanseri riskini arttırır.
Uzun süre emzirmenin meme kanserine karşı koruyucu olduğu   düşünülmektedir.
Meme kanseri kalıtsal mıdır?
Tüm meme kanserlerinin % 5-10’u kalıtsaldır. Hücrelerimizdeki genler anne ve babamızın genlerinden aldığımız kalıtsal bilgiyii taşırlar. Meme kanseri olanların bazı genlerinin hasarlı olduğu tespit edilmiştir. Bu hasarlı genleri taşıyan meme kanseri hastalarının akrabalarında, meme kanseri ve yumurtalık kanseri gelişme riski daha fazladır. Bazı etnik gruplarda örneğin Yahudilerde ve İzlandalılarda belirlenmiş, meme kanserine yol açtığı tespit edilen meme kanseri genleri bilinmektedir.
Teşhis (tanı) nasıl konulur?
Yukarıda sayılan belirti veya şikayetleri olan hastaların mutlaka bir doktora başvurmaları gereklidir. Doktor muayenesini yaptıktan sonra memede kitle veya herhangi bir şüpheli durum fark ederse bir mamografi ister ve hastayı bir genel cerraha gönderir. Mamografi memenin X ışını verilerek filminin çekilmesidir. Elle fark edilmeyecek kadar küçük kitleleri gösterebilir. Genellikle mamografide şüpheli bulgu varsa meme ultrasonu da yapılır. Ultrason insanların duyamayacağı yüksek frekanslı ses dalgaları ile meme dokusu içinde farklı kıvamda olan yapıların anlaşılmasını sağlar, TV ekranı gibi bir ekrana görüntü verir.Ultrason ile memedeki kitlenin sıvı ile mi dolu olduğu ya da katı mı olduğu anlaşılabilir. Eğer içinde sıvı olan bir kitle varsa buna kist denir , kistin içinden enjektörle örnek alınarak mikroskop altında incelenir. Memede katı bir kitle tespit edildiğinde doktorunuz bir iğne ile girerek bu kitleden parça alınmasını ister. Bu işleme biyopsi denir, bazen bir iğne ile bir parça meme dokusunu enjektör içine çekerek (aspirasyon biyopsisi) bazen de özel bir iğne ile memedeki kitleden küçük bir parça koparılarak (trucut biyopsi) yapılabilir. Her iki işlem için de genel anesteziye ihtiyaç yoktur, kolaylıkla lokal anestezi ile ayaktan yapılabilir, hastanede yatmayı gerektirmez.
Meme kanseri teşhis edildikten sonra tedavi planı nasıl belirlenir?
Meme kanserinin tedavisi öncelikle hastalığın ne kadar ilerlemiş olduğu yani evresine bağlıdır. Hastalığın evresi ameliyat sonrası tümörün büyüklüğü, lenf bezlerine sıçrayıp sıçramadığı ve vücudun meme dışında başka bölgelerinde hastalık olup olmadığı araştırılarak anlaşılır. Genellikle, meme kanseri biyopsi ile teşhis edildikten sonra hastaların çoğunda ameliyatla kanserin çıkarılması gerekir.Bu ameliyatta çoğu zaman kanserin olduğu taraftaki koltuk altı bezleri de çıkarılır. Ameliyatla alınan tümör ve lenf bezleri mikroskop altında incelenerek bir rapor yazılır. Bu raporu yazan bölüm patoloji bölümüdür ve yazdıkları rapora patoloji raporu denir. Ameliyatla alınan kanserli dokuda estrojen ve progesteron reseptörlerin tayin edilir, çünkü bu test hastanın hormon tedavisinden faydalanıp faydalanamayacağını gösterir. Patoloji raporunda yazılan tümöre ait özellikler (tümörün boyutu, kanser hücrelerinin mikroskop altında görünümü, lenf bezlerinin kanser hücreleri tarafından tutulup tutulmadığı, estrojen ve progesteron reseptörlerinin varlığı gibi pek çok önemli özellikler) tedavi planını belirlenmesinde önemli rol oynar. Hastanın patoloji raporundaki özellikleri, yaşını , menopoza girip girmediğini ve genel durumunu göz önüne alarak ameliyat sonrasında ek tedaviye gerek olup olmadığına, olacaksa hangi tedavinin, hangi sıra ile verilmesi gerektiğine medikal onkologlar, genel cerrah ve radyasyon onkologları birlikte karar verirler.
Tedaviye başlamadan önce doktor tarafından hastalığın başka organlara sıçrayıp sıçramadığını anlamak için bir akciğer filmi, kemik sintigrafisi , karın ultrasonu ve kan testleri istenebilir. Bütün bu özellikleri göz önünde bulundurarak doktor en uygun tedavinin nasıl olacağını hastaya anlatır.Tedavide son karar her zaman için hastanındır, hasta kendisine sunulan tedavi seçeneklerini düşünüp karar verir. Bu karar verme döneminin bir kaç hafta kadar sürmesinin hastalık üzerinde kötü bir etkisi bulunmamaktadır.
Hastalığın Evreleri
Erken evrelerde (Evre 1 ve 2) tümörün boyutu küçüktür ve hatta bazen koltuk altı lenf bezlerine dahi yayılmamış olabilir. Evre arttıkça (Evre 3) tümörün boyutu , sıçradığı lenf bezi sayısı ve bölgesi artar. Boyun ve göğüs kemiğinin yanındaki lenf bezlerine de sıçrayabilir. Biraz daha ilerlerse kanser göğüs kasları, kaburga kemiklerine de sıçrar. İleri evrede (Evre 4, metastatik hastalık) hastalık kemik, karaciğer, akciğer, beyin gibi diğer organlara sıçrar.
Nüks hastalık : Hastalığın tedavi edildikten sonra geri gelmesidir. Eğer hastalık ameliyatın yapıldığı bölgede geri gelmişse lokal nüks , başka organlarda geri gelmişse metastatik hastalık adını alır. Nükslerin çoğu tedaviden sonraki ilk 2 yılda gelişir, ama meme kanseri yıllar sonra da geri gelebilir. Nüksün sebebi tedaviye rağmen geride kalan ve tespit edilemeyen kanser hücreleridir.
Meme kanserinde tedavi seçenekleri nelerdir?
Meme kanserinin tedavisini iki bölüme ayırabiliriz. Hastalığın bulunduğu bölgeye etkili tedaviye lokal tedavi denir. Radyoterapi ve cerrahi tedavi bu grup tedavilerdir. Vücudun herhangi bir yerindeki kanser hücrelerini yok etmek amaçlı yapılan tedaviye ise sistemik tedavi denir. Kemoterapi ve hormon tedavisi ise bu gruptadır. Hastaların hem sistemik hem de lokal tedaviye gereksinimi olabilir. Cerrahi tedavi, ameliyatla kanserli dokunun alınmasıdır. Radyasyon tedavisi yüksek dozda X ışınları ile kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Kemoterapi, çoğunlukla damardan verilen ilaçlarla kanser hücrelerinin öldürülmesidir. Hormonların kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan etkilerini yok etmek amacı ile hormonların çalışmasını bozan, üretimini azaltan veya hormon salgılayan bezleri çalışamaz hale getiren ilaçlar verilmesine ise hormon tedavisi adı verilir.Bazen, yumurtalıkların çalışmasını bozmak amacı ile yumurtalıklara radyasyon (ışın) tedavisi verilebilir, bazen da yine aynı amaçla yumurtalıklar ameliyatla çıkarılarak kanser hücrelerinin çoğalmasını sağlayan estrojen hormonunun yapımı durdurulabilir.
Cerrahi Tedavi
Hangi çeşit ameliyatın yapılacağını hastanın memesinin büyüklüğü, tümörün büyüklüğü , hastanın genel durumu ve istekleri belirler. Meme kanserinde iki türlü ameliyat yapılır. Birinci grup, memenin tümünün alınmadığı sadece tümörün çıkarıldığı meme koruyucu ameliyatlardır. Bunlar:
*Lumpektomi: Yalnızca tümörün ve çevresindeki meme dokusunun çıkarılmasını ifade eder. Genellikle geriye kalan meme dokusuna ışın tedavisi verilir ve aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri çıkarılır.
*Segmental Mastektomi: Memedeki kitlenin çevresindeki meme dokusu ile beraber ve tümörün altındaki göğüs kaslarını saran ince zarla birlikte çıkarılması anlamına gelir. Genellikle aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır ve ameliyat sonrası ışın tedavisi verilmesi gereklidir.
İkinci grup ise memenin tümünün alınmasını içeren ameliyatlardır. Bu ameliyatları takiben ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir. Bu grup ameliyatlar şöyle sıralanabilir:
*Basit Mastektomi: Memenin çevresindeki yağ dokusu ve üzerindeki deri ile beraber çıkarılmasını ifade eder, genellikle aynı seansta koltuk altı lenf bezleri de çıkarılır.
*Modifiye Radikal Mastektomi: Meme kanserinde en yaygın yapılan ameliyattır.Tüm memenin , aynı taraftaki koltuk altı lenf bezleri , göğüs kaslarını saran ince zar ve bazen de göğüs duvarı kaslarının da bir bölümü ile birlikte çıkarılması anlamına gelir. Ameliyat sonrasında ışın tedavisi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki tümöre ait özelliklere göre belirlenir.
*Radikal Mastektomi: Memenin göğüs kasları ve koltuk altı lenf bezleri Günümüzde sadece tümör göğüs kaslarına sıçradığında yapılmakta olan bu ameliyat eskiden en sık yapılan ameliyattı.ile birlikte alınmasıdır.
Radyasyon (ışın tedavisi veya radyoterapi) Tedavisi
Yüksek enerjili X ışınlarını kullanarak tümör hücrelerinin ölmesini ve tümörün büyümesini engelleyen ışın tedavisi vücut dışında bir makinadan ya da kanserli doku içine yerleştirilen materyaller (radyoizotop) aracılığı ile verilebilir. Bu tedaviyi alan hastaların birlikte yaşadıkları insanlara radyasyon yayması gibi bir durum söz konusu değildir.
Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar mutlaka radyoterapi alırlar. Hastanın ve tümörün taşıdığı özelliklere göre bazen radyoterapi bazen de kemoterapi ameliyat sonrası ilk verilecek tedavi olur. Radyoterapi, kemoterapi tamamlandıktan sonra veya kemoterapi kürlerinin arasıda verilebilir. Radyoterapi toplam 5-6 hafta sürer, hastalar haftanın 5 günü hastaneye gelip tedavilerini alıp evlerine dönebilirler. Radyoterapisini tamamlayan hastalar radyoterapiye bağlı gelişmesi muhtemel yan etkiler açısından bu bölümün doktorları tarafından belli aralıklarla izlenirler.
Kemoterapi
Kemoterapi, kanser hücrelerinin ilaçlarla öldürülmesidir. Genellikle birden fazla ilaçtan oluşur. Kemoterapiyi yalnız bu konuda özel eğitimi olan hemşireler verir. Kemoterapinin verilme sayısı kür diye ifade edilir (1. kür, 2. kür gibi) ve genellikle aynı ilaçlar 21 veya 28 günde bir tekrarlanarak verilir. Kemoterapi çoğunlukla damardan sıvı şeklinde ayaktan tedavi merkezlerinde veya ağızdan hap olarak verilir. Bazen hastanın genel durumundaki bozukluk , verilen ilaçlar veya ilaçların veriliş şekillerine göre hastaların tedavilerini hastanede yatarak almaları gerekebilir. Her kür sonrası hastalar medikal onkoloji polikliniğinde kontrol edilirler. Bu kontrollerde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, ilaçların yan etkileri sorgulanır ve vücuttaki diğer organlara bir zarar verip vermediğini araştırmak için bazı kan tetkikleri istenir. Her kür öncesi kan sayımının yapılması ve bu sayımın kemoterapiyi veren yetkili hemşirelere gösterilmesi gerekmektedir. Bir hastanın ameliyat sonrası kemoterapi alıp almayacağını, eğer alacaksa kaç kür alacağını patoloji raporundaki tümöre ait özellikler belirler. Ancak bu kararların verilmesinde hastanın yaşı, genel durumu ve menopozal durumu da önemli rol oynar.
Bir gün içinde 12 saatten fazla zamanını yatarak geçirecek kadar genel durumu kötü olan hastalara kemoterapi verilmesi, yan etkilere tahammül edemeyeceklerinden uygun değildir. Kemoterapi yapılması planlanan hastalarda, ameliyattan sonraki 3 hafta içinde kemoterapinin başlanması tercih edilir.
Hormon Tedavisi
Kanser hücrelerinin büyümek için gereksinim duyduğu hormonları engellemek amacı ile hormon tedavisi verilir. Hormon tedavisi ilaçlarının çoğu ağızdan hap olarak verilir. Bu ilaçlar ya vücutta hormonların çalışmasını engelleyerek, ya üretimlerini azaltarak ya da bu hormonları üreten yumurtalıkları çalışmaz hale getirerek etki ederler. Bir hastanın hormon tedavisinden fayda görüp görmeyeceğine estrojen ve progesteron reseptörleri tayin edildikten sonra karar verilir. Adjuvan kemoterapi alan hastaların eğer reseptörleri pozitif gelirse , kemoterapiyi takiben 5 yıl boyunca tamoksifen kullanması önerilmektedir. İleri yaşlarda, kemoterapinin yan etkilerini kaldıramayacağı düşünülen hastalara kemoterapi verilmeden cerrahi sonrası sadece hormon tedavisi de önerilebilir.
En uygun tedavi seçeneği nasıl belirlenir?
Meme dışında başka bir organa sıçramamış meme kanserlerinde ilk tedavi tümörün ameliyatla çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrası gözle görünür, tespit edilecek düzeyde kanseri kalmayan hastalara verilen ek tedaviye adjuvan tedavi denir. Adjuvan tedavi ameliyat sonrası gözle görülmeyen ancak geride kalmış olması muhtemel az sayıdaki kanser hücrelerini öldürmek amacı ile verilir. Adjuvan tedavi verilip verilmeme kararı patoloji raporundaki özelliklere, hastanın yaşına, menopozal durumuna ve genel durumuna göre belirlenir. Hastalar ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak sadece kemoterapi veya sadece   radyoterapi veya hem kemoterapi hem radyoterapi veya sadece hormon tedavisi alabilirler. Bazen, çok erken evrede olan hastalarda ameliyat sonrası adjuvan tedavi gerekmeyebilir. Meme koruyucu ameliyat yapılan tüm hastalar ameliyat sonrası ışın tedavisi almalıdır. Eğer ameliyatla alınan meme dokusunda estrojen ve progesteron reseptörleri pozitif gelirse, bu bulgu hastanın tümörünün vücudunda doğal olarak bulunan estrojen hormonu etkisi altında büyüyebileceğini gösterir. Kanser hücrelerin çoğalması için gereksinim duydukları hormonları azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacı ile hormon tedavisi verilir.
Bazı durumlarda örneğin tümör ameliyatla çıkarılamayacak kadar büyükse ameliyat öncesi kemoterapi verilerek tümör küçültülür (neoadjuvan tedavi) ve böylelikle hastaya meme koruyucu ameliyat yapılabilir. Hasta ameliyattan sonra gerekli olan adjuvan tedavisini alır.
Metastatik hastalıkta hastalığın ilerlemesini durdurmak amacı ile hormon tedavisi veya kemoterapi verilebilir. Eğer sadece kemik metastazları varsa hormon tedavisi verilebilir. Kemik dışında karaciğer, akciğer veya başka organlara yayılım var ise kemoterapi verilebilir. Kemoterapi alabilmek için hastaların genel durumu iyi olmalıdır. Hastalık beyine sıçramışsa ışın tedavisi tercih edilir. Kemik ağrılarını azaltmak amacı ile kemik metastazlarına ışın tedavisi verilebilir. Akciğer veya karaciğerinde tek bir metastazı olan hastalarda hastanın genel durumu da uygunsa, bu metastazlar ameliyatla çıkarılabilir. Günümüzde metastaz ameliyatla alındıktan sonra hastanın sistemik bir tedavi alması kabul görmektedir. Metastazlı hastalar yürümekte olan ve tedavide umut vadeden yeni ilaçları deneyen klinik çalışmalara dahil edilebilirler.
Tedavinin yan etkileri   nelerdir?
1.Cerrahi Tedavi
Ameliyat sonrası o taraf kol ve göğüs kaslarında geçici bir süre güçsüzlük olabilir.Ameliyat sırasında sinir hücreleri kesildiği veya hasara uğradığı için ameliyat bölgesinde yanma, batma, karıncalanma, hissizlik gibi şikayetler gelişebilir. Bu şikayetler aylar içinde geçebileceği gibi bazı hastalarda kalıcı da olabilir.
Koltuk altı lenf bezleri alındığından o kolda lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle o kol ve el olabilecek her türlü yara, kazaya karşı daha fazla korunmalıdır. Önerilen egzersizler yapılmalı o kolda meydana gelebilecek bir yara böcek sokması kesik gibi durumlarda doktora haber verilmelidir.O taraf kol ile ağır yük taşımaktan kaçınılmalı, el işleri ve uzun süre daktilo yazmak gibi yorucu işlerden de kaçınılmalıdır.
2.Radyoterapi
Kalp ve akciğerler memenin hemen arkasında kalan organların verilen ışından zarar görmemesi için doz hesapları yapılır ve gerekli bölgeleri koruyucu kalkan görevini gören levhalar kullanılır.Radyoterapi aldıkları süre içinde hastalar mümkün olduğunca istirahat etmelidir.
Tedavi gören bölgedeki cilt kızarabilir, kuru, hassas ve kaşıntılı olabilir.Tedavinin sonuna doğru aynı bölge daha ıslak ve akıntılı hale gelir. Bu derinin ışına karşı verdiği bir reaksiyondur. Bu alan mümkün olduğunca hava ile temas edecek şekilde olmalı, sıkı iç çamaşırı ve kıyafetlerden bu dönemde kaçınılmalıdır. Işın tedavisi aldığı süre içinde bu bölge suyla temas ettirilmemelidir. Doktora sormadan bu bölge için herhangi bir losyon ya da krem kullanılmamalıdır.Işın tedavisinin deri üzerindeki etkileri geçicidir. Fakat etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir. Bazen ışın tedavisi almış alan bölgede cilt rengi normale göre daha koyu renkte kalabilir.
Metastatik hastalıkta özellikle beyin metastazlarında beyin ışınlaması yapılır.Bu işlem 1 hafta veya 10 gün kadar sürer, ışın tedavisine bağlı bulantı ve kusma gibi yan etkiler gelişebilir.Bu durumlar için radyoterapist tedavi öncesinde ve tedavi devam ederken alınması gereken ilaçları hastaya anlatır.
3.Kemoterapi
Kemoterapi alan hastalar her kemoterapiden yaklaşık bir hafta kadar sonra medikal onkoloji polikliniğinde doktor kontrolünden geçmelidir. Bu kontrolde hastalar muayene edilir, şikayetleri dinlenir, kemoterapinin yaptığı yan etkiler değerlendirilerek gerekirse ilacın dozunda yeniden ayarlama yapılır.
Kemoterapinin yan etkileri verilen ilaca göre değişir. Genel bir kural olarak kemoterapi hızla çoğalan hücreleri etkiler. Kanama sırasında pıhtılaşmayı sağlayan, hastalıklara karşı savunmamızı yapan ve vücudumuzdaki organlara oksijen taşıyan kan hücreleri hızlı çoğalan hücrelerdir. Bu kan hücreleri kemoterapi aldıktan yaklaşık 1 hafta 10 gün sonra sayıca azalırlar ve bu nedenle çabuk morarma veya diş fırçalama gibi küçük işlemler sonrası kanama olabilir. Normalde vücudumuza girdiklerinde savunma sistemimiz güçlü olduğundan hastalık yaratmayan mikroplar kemoterapi sonrası savunmamızı sağlayan hücreler azaldığından kolaylıkla ateşli hastalıklara yakalanmamıza neden olabilirler.Bu dönemde yıkanarak yediğimiz çiğ sebze ve meyvelere (örneğin salata gibi) en az 10 gün kadar yemekten kaçınmalısınız. Bu dönemde çevredeki insanlardan mikrop kapmamak kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçınmalısınız
Unutmayınız ki bu yasak meyve ve sebzelerin hastalığınız üzerine olan herhangi bir etkisinden dolayı değil, ne kadar temiz yıkasanız da yiyeceğiniz sebze veya meyvenin üzerinde kalmış olması muhtemel mikroplardan kaçınmak içindir. Yiyeceklerinizin bu zaman dilimi içinde pişmiş olmasına dikkat ediniz. Eğer 38.50C in üstünde bir saati geçen ateşiniz olursa mutlaka doktorunuza ulaşınız. Ateşiniz var ve kan hücreleriniz kan sayımında düşük bulunursa antibiyotik tedavisi almanız gereklidir. Kan hücrelerinizin sayısında meydana gelen bu azalma bir hafta ila 10 gün içinde kendiliğinden geçer ve hücreler normal sayılarına ulaşır.
Bir başka hızlı çoğalan hücre grubu sindirim sistemi hücreleri ve kıl kökü hücreleridir. Bu nedenle kemoterapi sonrası genellikle ilk haftadan sonra saçlar dökülür. Hastalarda iştah kesilmesi, bulantı, kusma, ishal ve ağız yaraları gelişebilir, bu yan etkilerin hemen hepsi ilaç tedavisi ile kontrol altına alınabilir. Bu yan etkiler kısa sürelidir, hastaların şikayetleri bir sonraki kemoterapi başlamadan önce geçmiş olur. Kemoterapinin bahsedilen bu yan etkilerinin şiddeti hastadan hastaya değişir.
Günümüzde modern kemoterapilerle uzun, kalıcı yan etkilere rastlamak nadirdir. Ancak bazı kemoterapi ilaçları kalp üzerinde olumsuz etkiler yapabilir, bu tür ilaçları kullananlarda doktor periyodik olarak kalbinizin etkilenip etkilenmediğini anlamak için tetkikler ister. Bugün kullanılan kemoterapi ilaç dozları ve kemoterapi kür sayıları kalp üzerinde olumsuz etki yapacak boyutta değildir. Bazı kemoterapi ilaçlarını aldıktan yıllar sonra kan kanseri yani lösemi gelişme riski vardır. Ayrıca bazı kanser ilaçları yumurtalıkları etkileyerek yumurta hücrelerini öldürürler, böylece yumurtalıklar kadınlık hormonu olan estrojeni üretemez ve hastalar menopoza girerler. Adetler seyrekleşir yada durabilir ve bu durumda kadınlar hamile kalamazlar. Özellikle 35-40 yaşın üzerinde kemoterapi ile meydana gelen kısırlık kalıcıdır. Daha genç hastalarda kemoterapi süresince kesilen adetler bir süre sonra normale dönebilir.
Kemoterapi ilaçları çoğunlukla damardan verilir ve verildikleri damara zaman içinde zarar verip, damarın sertleşmesine ve dışarıdan bakıldığında gözle fark edilebilir hale gelmesine neden olabilirler. Kemoterapi alırken veya aldıktan sonraki gün ilacı aldığınız kolda kızarıklık şişme ve yanma olursa hemen doktorunuza haber vermelisiniz. Genellikle memenin alındığı taraftaki kol damardan ilaç vermek için tercih edilmez. Yine o taraftaki kolunuzdan başka bir nedenle de enjeksiyon yaptırmaktan kaçınmalısınız.
Kemoterapi alırken herhangi bir nedenle ağrı kesici kullanmanız gerekirse doktorunuza danışınız. Çünkü bazı ağrı kesiciler vücuttaki kan hücrelerinde sayıca veya işlevce azalmaya neden olabilirler. Bunun dışında kalp, akciğer ve böbrek hastalığınız için kullandığınız ve hayati önemi olan ilaçlarınıza kemoterapi süresince devam edebilirsiniz. Kullanmak zorunda olduğunuz bu ilaçları doktorunuza yaptığınız ziyaretlerde göstererek bir sakınca olup olmadığını sormanız uygun olur.
4.Hormon Tedavisi
Hormon tedavisi olarak verilen ilaca göre yan etkiler farklıdır ancak günümüzde en sık kullanılan ilaç tamoksifendir. Bu ilaç estrojenin vücutta kullanılmasını önler.Bu nedenle hastalarda menopoza ait şikayetler, örneğin sıcak basması, vajinal kuruluk, düzensiz adetler gibi gelişir.Başka ilaçlar ise gerek estrojen yapımını engelleyerek gerekse yumurtalıkları çalışamaz hale getirerek etki ettiklerinden, öyle ya da böyle hormon tedavisi alan hastalarda menopoza ait şikayetlerin gelişmesi kaçınılmazdır.Bu şikayetlerin bir kısmı ilaç tedavisi ile kontrol edilebilir. Tamoksifene bağlı ciddi yan etkiler oldukça seyrektir. Bunlardan bir tanesi kirli kanı taşıyan damarlarımızda yani venlerde özellikle bacaklardaki venlerde, kan pıhtısı gelişmesidir. Bu da kanı sulandıran ilaçlar verilerek tedavi edilebilir. Yürüyüş yapmak, fazla oturur pozisyonda kalmamak ve gece yatakta ayakların altına bir yastık koyarak yükseltmek pıhtı gelişmesini önlemede faydalı olur. Diğer ciddi yan etki ise tamoksifenin rahim kanseri gelişme riskini arttırmasıdır. Yapılan büyük çalışmalar tamoksifen kullanan her bin kadının 3 ünde rahim kanseri geliştiğini göstermiştir.Bu küçük risk tamoksifenin meme kanserini önlemedeki önemli etkisinin yanında oldukça önemsiz kalabilir ancak yine de tamoksifen kullanırken en az yılda bir kez jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Menopoza girmiş olup tamoksifen kullanan hastalar herhangi bir vajinal kanama durumunda zaman kaybetmeden doktora başvurmalıdırlar.
Adjuvan tedavisini tamamlamış bir meme kanseri hastası nasıl takip edilir?
Meme kanseri olup adjuvan tedavisini tamamlayan hastalar tanı konulduktan sonraki ilk 2 yıl 3 ayda bir, 3. ve 5. yıllar arası 6 ayda bir daha sonra ise yılda bir kez muayene olmalıdır. Meme koruyucu ameliyat yapılan hastalar ameliyattan sonraki ilk 6. ayda , memesinin tümü alınan hastalar ise ameliyattan sonra 12. ayda başlamak üzere yılda bir kez mamografi yaptırmalıdır. Bunların dışında hastanın şikayetlerine göre doktor uygun gördüğü tetkikleri isteyebilir.
Verilen tedavi ile iyileşme şansı nedir?
Bazen hastalar iyileşme şanslarının rakamlarla ifade edilmesini isterler. Aslında yapılan büyük çalışmalarda hangi evredeki hastanın ortalama ne kadar süre yaşayabileceğine dair rakamsal yüzde değerleri mevcuttur. Ancak unutulmamalıdır ki bu istatistiksel değerler binlerce hastaya ait değerlerin bir ortalamasıdır, yani herhangi bir meme kanseri hastasına ne olacağını önceden kestirmek için kullanılması tam olarak doğru olmaz. Meme kanseri olan iki hastanın gelecekte ne olacağı birbirinden farklıdır, tümörün ve hastanın kendisine ait bugün henüz bilemediğimiz pek çok faktör aynı hastalığa yakalanan iki kişinin farklı seyirler göstermesinde etkili olmaktadır. Bu nedenle kendinizi başka hastalarla kıyaslamayınız.
Meme kanseri ve gebelik
Gebelik sırasında da meme kanseri görülebilir. Yaygın inanışın tersine, ne gebeliğin meme kanseri üzerinde ne de  meme kanserinin gebelik üzerinde bilnen olumsuz etkisi yoktur. Uygulanacak tedavi gebeliğin dönemine göre belirlenir.
Kemoterapi alan hastalarda verilen ilaçların yumurtalık hücreleri üzerine olan etkileri nedeni ile geçici ya da kalıcı kısırlık gelişme riski vardır. Bu risk, meme kanserinin menopoza yakın yaşlarda geliştiği hastalarda daha belirgindir, daha genç yaştaki hastalarda ise kemoterapi tamamlandıktan bir süre sonra gebelik mümkün olabilir. Kemoterapi ilaçlarının yumurtalıklar üzerindeki etkileri nedeni ile, gebe kalmak isteyen hastaların tedavi sonrası ilk iki yıl doğum kontrol yöntemlerini kullanmaları ve bu süre içinde gebe kalmamaları tavsiye edilmektedir..
Tedavi sonrası yaşam
Adjuvan tedavisini tamamlamış olan hastalar kendilerini iyi hissettikleri andan itibaren iş yaşamlarına geri dönebilirler. Adjuvan tedavi alırken bile ağır olmaması kaydı ile iş yaşamlarına devam edebilen hastalar vardır.
Mastektomi sonrası bazı kadınlar protez takmayı bazıları ise plastik cerrahlar tarafından alınan memenin yerine yenisinin yapılmasını (rekonstrüksiyon) isteyebilirler.Her iki işleminde kendisine göre avantaj ve dezavantajları vardır. Rekonstrüksiyon memenin alındığı ameliyat sırasında yapılabileceği gibi tedavi tamamlandıktan sonra da yapılabilir. Bu ameliyatın risklerini ve yararlarını bir plastik cerrahla konuşarak öğrenebilirsiniz.
Ameliyatla meme ile birlikte o taraftaki koltuk altı lenf bezleri de alındığından zaman içinde o taraf kolda şişlik meydana gelebilir. Lenf bezleri alındığı için o kolun lenf dolaşımı yetersizdir. Bu nedenle kolun şişmesine lenfödem adı verilir. Lenfödemin gelişmemesi için size kolunuzu biraz yüksekte örneğin yastık üzerinde tutmanız ve bir takım egzersizler önerilir. Lenfödem geliştiğinde elastik bandajlar, elle masaj veya bir makine yardımı eli ve kolu sıkıştırarak ödemin azaltılması yöntemlerinden fayda görebilirsiniz.
Tedavi sonrası önerilen özel bir diyet yoktur, dengeli beslenme, fazla yağlı yiyeceklerden kaçınma, düzenli egzersiz yapmak yani normal şartlar altında her sağlıklı insanin uyması gereken kurallar sizin için de geçerlidir.
Kilo kaybı, iştahsızlık, aşırı yorgunluk, bulantı-kusma, baş dönmesi, karın ağrısı ve dolgunluk, kemik ağrısı veya ameliyat olan bölgede yeni bir kitle, yara geliştiğinde, iki haftadan fazla süren öksürük, baş ağrısı olduğunda normal periyodik kontrol zamanınızı beklemeden doktorunuza ulaşmanız gereklidir.
Meme kanseri için tedavi almış ve reseptörleri pozitif olan hastalarda menopoz için estrojen tedavisi verilmesi önerilmemektedir. Estrojen reseptörleri negatif olanlarda ise menopoz için hormon tedavisi verilmesi tartışmalıdır.
Tedavi sırasında ve sonrasında cinsel yaşamınıza eskiden olduğu gibi devam etmenizde bir sakınca yoktur. Kemoterapinin yumurtalık hücreleri üzerinde olan mutajenik (bebekte ciddi anormallikler olabilmesi) etkileri nedeni le tedavi süresince gebeliği önlemek için doğum kontrol yöntemlerinden biri tercih edilmelidir. Verilen kemoterapi ilaçlarının çoğu yumurtalıkların çalışmasını bozar ancak bu etkilenmenin derecesi hastadan hastaya değişir.
Tanı sonrası tedavi planı ile yaşadığınız fiziksel ve ruhsal sıkıntılar, hastalığa veya tedaviye bağlı yorgunluk, halsizlik hissi, cinsel yaşamınızın, istek ve heyecan duyma gibi duygularınızı etkileyebilir. Cinsel yaşamınız ile ilgili bu tür sorunlar , bu dönemde yaşadığınız ve tedavi sonrası geçen diğer sorunlar gibi zaman içinde geçecektir.
Ameliyatla göğüsleri alınan hastaların eşleri tarafından reddedilme ve çekiciliklerini kaybetme endişesi ile kendilerine olan güvenlerinin azalması cinsel yaşamlarında sorunlara neden olabilir. Bu tür fiziksel eksiklik hisseden hastalar için dışarıdan askılı protez meme veya plastik cerrahi bölümüne başvurarak rekonstrüksiyon (yeniden meme yapılması) şansı olduğunu unutmayınız. Buna yönelik planlamalar ameliyat öncesi dönemde de yapılabilir.
Cinsel yaşamınıza yönelik kaygılarınız olduğunu ve bu konuda yardım almak istediğinizi tedavi aldığınız kemoterapi ünitesindeki doktor ve hemşirelere belirtmekten çekinmeyiniz

Meme Kanseri ve Beslenme

İnsanın büyümesi, sağlığının korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin bireyin gereksinimi kadar alması ve vücutta uygun şekilde kullanılmasına “Yeterli ve Dengeli Beslenme” denir. Oysa beslenme karnını doyurmak gibi algılanmaktadır. Yaptığımız beslenme yanlışları kanserin tetiklenmesine neden olmaktadır .
Peki nedir bu yanlışlar?

1. Yüksek oranda yağlı beslenmek

Özellikle görünmeyen yağların fazla tüketilmesi risk taşır. Et , süt , yoğurt gibi doğal ürünlerde bulunan yağlar kan kolesterol düzeyini arttırdıkları gibi akciğer, kolon, rektum, meme ve prostat kanser riskleri artmaktadır. Yanmış yağ tüketimi hem kanserojen maddelerin hem de bazı kanser ilerletici maddelerin alınması ile hem de vücutta hücrelere zarar veren serbest radikallerin alınması ile kanserojen etki gösterir. Bunun dışında sağlıklı olduğu bilinen zeytinyağı, ayçiçek , soya yağlarının bile gereğinden fazla kullanımı kilo alımını arttırdığı gibi olumsuz etkilerini de gösterir.

2. Sebze ve meyveden sınırlı beslenmek

Sağlıklı bireylerin günlük vitamin ve mineral gereksinimler içi 3-4 porsiyon meyve , 2-3 porsiyon da sebze tüketmesi gerekir. Ayrıca A,C,E vitaminleri ile beta karoten, likopen, polifenoller gibi flavonoidler vb. antioksidan vitaminlerin ve bileşiklerin yetersiz alınması kanser riskini arttırabilir.

3. Az posalı beslenmek

Günlük lif ihtiyacı ortalama 25-30 gram kadardır. Türk toplumu ortalama 15 gr. kadar lif tüketmektedir. Diyet posası, kanser yapıcı veya kimyasal zehirli bazı maddelerin bağırsaklardan atımını kolaylaştırarak ve bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayarak kanseri riskini azaltır . Günlük ihtiyacımız olan sebze ve meyve tüketiminin yanında haftada en az 3 kez baklagiller tüketilmelidir. Ekmek seçimleri de tam buğday , çavdar , tam tahıllı ekmeklerden yana olmalıdır.

4. Yanlış pişirme yöntemleri

Kızartma veya yüksek ısıda ızgara yöntemleri besinlerin vitamin-mineral değerlerinin kaybolmasına neden olduğu gibi kimyasal kanser yapıcıların oluşmasına neden olur. Bu nedenle daha düşük ısıda fırın veya haşlama yöntemleri tercih edilmelidir.

5. Sigara ve alkol

Sigara ile birlikte alınan alkol kanser riskini birkaç kat artırmaktadır. Ayrıca alkol kanserden korunacak şekilde beslenmeyi de olumsuz etkilediğinden kanser riskini artıran maddeler arasında yer almaktadır.

6. Gıda katkı maddeleri

Gıda katkı maddeleri besinin bileşimindeki besin öğelerinin kaybını önlemek, besin kalitesini ve sağlamlığını sürdürmek, besinin raf ömrünü uzatmak, tat, koku, yapı ve görünüşünü geliştirmek amaçları ile kullanılan, besinin yapısında bulunan veya kimyasal olarak yapılıp besine ilave edilen maddelerdir. Özellikle salam, sosis, sucuk gibi et ürünlerinin raf ömrünü uzatmak için koruyucu katkı maddesi olarak kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya yapay antioksidanlar, renk vericiler, yapay tatlandırıcılar dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir.

Yukarıda belirtilen beslenme yanlışlarının düzeltilmesi gerekir. Bunu yalnızca kanser hastaları değil tüm sağlıklı bireyler de uygulamalıdır. Bu düzenlemelere ek olarak aşağıda belirtilen vitamin veya desteklerin alınması büyük yarar sağlar.

Antioksidan kaynakları düzenli alınmalıdır. A , C , D , E vitaminlerinden zengin besinlerin daha çok tüketilmesi gerekir.

A Vitamini : Enfeksiyonlara karşı korur ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Kanserde kotruyan bir vitamindir, kanser yapan maddelerin etkisizleştirilmesinde önemli rol oynar. Karaciğer, süt ve süt yağı, yumurta sarısında bulunmaktadır. A vitamini günlük gereksinmenin çok üstünde alınırsa vücutta zehirlenme etkisi gösterir . Bu nedenle tablet şeklinde alınıyorsa doktorun önerdiği doz aşılmamalıdır.
Koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı renkli sebze ve meyvelerde ise karotenoidler bulunmaktadır ve vücutta retinole dönüşerek A vitamini etkinliği gösterirler. Karotenlerin en iyi kaynakları, havuç, kayısı, yeşil sebzeler, domates, bal kabağı, portakal ve greyfurttur. Karotenoidler vücutta oluşan ve dışardan alınan kanser yapıcı maddeleri etkisizleştirerek kanserin oluşumunu önlerler. Karetenoidlerden biri olan likopen domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşik olup meme kanseri riskini azaltmaktadır

C Vitamini : Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Antioksidan özelliği ile hücreleri serbest radikallerin yıkıcı etkilerine karşı korur. Bazı zehirli maddeleri etkisizleştirerek kanser engelleyici etki gösterir. Özellikle sigara içen kişilerde C vitamini gereksinmesi çok daha fazladır. C vitamininden zengin sebze ve meyveler kuşburnu, tere, roka, maydonoz ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, yeşil sivri biber, karnabahar, portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgiller, domates, çilek ve patatestir.
Hassas bir vitamin olduğu için hazırlandıktan hemen sonra tüketilmelidir . Fazla pişirildiğinde C vitamini tüm özelliğini kaybeder. Bu nedenle mümkün olduğu kadar çiğ tüketilmelidir .

D Vitamini : Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin kemik ve dişlere yerleşmesini ve kemik diş sağlığının korunmasını sağlar. Kalsiyumun bağırsaklardan emilimini artırır. Antioksidan etki ile serbest radikalleri etkisizleştirir. Vücutta sentezlenebilmesi için cildin düzenli olarak güneşle temas etmesi gerekir. Düzenli güneşlenme ve yeterli kalsiyum alımı ile kemik kanseri riski azalmaktadır. Bu uygulama menopoz sonrası kadınlarda meme kanseri riskini de azaltmaktadır.
D vitamininin en iyi kaynakları, karaciğer ve balıktır. Süt ve süt ürünleri ile yumurta da az miktarda bulunur.

E Vitamini : Kanser oluşumunu engelleyen bir vitamindir. E vitamini bazı kimyasal kanser yapıcıları etkisizleştirerek kanserden koruyucu etki gösterir . E vitamini, başta bitkisel yağlar, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlar, tam tahıllar, kuru baklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.

Prebiyotik ve Probiyotikler : Sindirim sistemimizde özellikle bağırsaklarımızda birlikte yaşadığımız mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bu bakteri vb. mikroorganizmalar vücudun normal bakterilerini (mikroflora) oluştururlar ve sağlığımızın sürdürülmesi için çok büyük önem taşımaktadırlar. Yapılan epidemiolojik çalışmalarda fermente süt ürünü tüketimi ile kolon ve meme kanseri gelişme riski arasında ters ilişki olduğu bulunmuştur.
Diyette lif içeren besinlerin her gün düzenli olarak tüketilmesi ve süt, yoğurt ve probiyotik maya içeren süt ürünlerinin tüketilmesi hem sağlığın korunmasında ve bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde, hem de kanser riskinin azaltılmasında çok büyük önem taşımaktadır.

Sarımsak ve soğan: Sülfürlü bazı bileşikler içerirler . Bu sebzelerin kansere karşı koruduğu , vücuttaki zararlı maddeleri etkisiz hale getiren enzimleri aktive ettiği , bağışıklık sistemini güçlendirdiği görülmüştür . Bu nedenle bu sebzeleri beslenmede sıkça yer verilmelidir. Mümkün olduğu kadar pişmeden tüketilmelidir.

Omega 3 Yağ Asitleri : Kanser oluşum riskini azaltmalarının yanı sıra, birçok kanser türünün büyümesini de yavaşlatmaktadırlar. Yapılan çalışmalarda beslenme , omega 3 yağ asitleri bakımından zenginleştirildiğinde akciğer, kolon, meme ve prostat dahil çeşitli kanserlerin büyümesinin yavaşladığı gösterilmiştir. Ayrıca omega 3 yağ asitleri kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavi yöntemlerinin etkinliğini ve tedaviye yanıtı artırmaktadır. Omega 3 yağ asitlerinin bir diğer olası yararı da kanser hastalığında görülen zayıflama, kas kaybı ve kaşeksiyi (aşırı zayıflama) azaltması ve önlemesidir.
Bu koruyucu ve tedavi edici etkileri nedeniyle diyette omega 3 yağ asitlerine daha çok yer verilmesi önerilmektedir. Bu amaçla haftada 2-3 kez ızgara veya buğulama olarak balık tüketilmesi, günde 2-3 adet ceviz içi veya 5-6 adet fındık tüketilmesi, yemeklerin pişirilmesinde soya veya kanola yağının da kullanılması, bol sebze ve meyve tüketilmesi ve tam tahıl ürünler ve kuru baklagillere ek beslenme planında yer verilmesi uygun olacaktır. Keten tohumu omega 3 yağ asitleri bakımından zengindir. Ayrıca bir fitoöstrojen(bitkisel östrojen) kaynağı olması sebebiyle de beslenmede yer almalıdır.

Soya Fasulyesi : Diyet posası, protein, omega 3 yağ asitleri, vitaminler, mineraller, izoflavonlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir besindir. İnsan vücudundaki doğal östrojenler gibi davranan bazı kimyasal maddelere fitoöstrojenler denilmektedir. Soya fasulyesi önemli bir fitoöstrojen kaynağıdır. Fitoöstrojenler özellikle hormon bağımlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde önemli rol oynarlar. Meme kanseri, prostat ve testis kanseri gibi östrojenle ilintili kanserlerin oluşum olasılığını azaltırlar. Soyada genistein ve daidzein adı verilen östrojenik steroidlere benzer, zayıf östrojenik etkili izoflavonlar reseptörleri tutarak doğal östrojenle yarışırlar ve doğal östrojenlerin reseptörlere bağlanarak etki etmelerine engel olurlar.Bu mekanizma ile meme kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin riskini azaltırlar.
Yapılan bir çalışmada soya fasulyesi içinde bulunan genistein ve daidzeinin meme ve prostat kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin yanı sıra kolon kanserine karşı da koruyucu olduğu ve oluşan tümörlerin büyümesini ve ilerlemesini önlediği gösterilmiştir. Bu etkide kalsiyum ve D vitamini metabolizmasının da önemli rolü olduğu gösterilmiştir. Beslenme planlamasında soya fasulyesine de yer verilmelidir.

Brokoli, karnabahar, lahana gibi besinlerin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. Kanser önleyici etkileri içerdikleri glukozinat adı verilen moleküllere bağlanmıştır..Fito kimyasallar(bitkisel kimyasallar) DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltarak etkinliğini gösterir.
Tüm bu bilgiler ışığında kanserden korunmak veya ilerlemesini engellemek için sağlıklı beslenme zorunluluğu görülmektedir. Özellikle daha sınırlı tüketilen sebze ve meyvelere beslenmede daha fazla yer vermek , mümkün olduğu kadar bunları çiğ tüketmek gerekir. Beslenmemizde çok yer verilen karbonhidratların(tatlı,hamur işleri,beyaz pirinç vs.) yerine mümkün olduğu kadar daha kepekli ve tahıldan zengin gıdalar tercih edilmelidir. Tüketilen yağların miktarı sınırlanmalı ve yakılarak kullanılmamalıdır . şarküteri ürünleri olarak adlandırılan salam , sosis , sucuk gibi ürünler beslenmeden uzaklaştırılmalıdır. Prebiyotik özelliği olan süt ve ürünlerine beslenmede yer verilmelidir. Ağır yağlı etlerden uzak durulmalıdır. Bunların miktarları sınırlanmalı ve fırın veya tencere gibi daha sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmelidir

İleri Evre Meme Kanseri

Eğer meme kanseri hücreleri lenf veya kan yoluyla meme dışındaki organlara yayılırsa, ileri evre meme kanseri oluşur. Bu evre meme kanserine; metastatik meme kanseri veya evre 4 meme kanseri de denir. Meme kanseri hücreleri en sıklıkla kemik, akciğer, karaciğer ve beyne giderler. İleri evre meme kanseri genellikle memedeki kanser teşhis edildikten çok sonra ortaya çıkabilir, bazen memedeki kanser teşhis edildiğinde çoktan yayılmıştır. Bazen de, memedeki kanser bulunamaz ama metastazları vardır. Eğer ileri evre meme kanseri söz konusuysa, tam tedavi sağlanamaz ama şikayetler iyileştirilebilir.
Tedavide amaç; kanserin büyümesini yavaşlatmak, şikayetleri gidermek ve bu şekilde yaşam kalitesini artırmaktır. Göğüs kanserini uzun yıllar kontrol altında tutacak ve kaliteli bir yaşam sağlayacak çok çeşitli tedavi seçenekleri mevcuttur.

Kemik Metastazları

Meme kanseri hücreleri memeden çıkıp kemiklere yerleşir ve orada çoğalırlarsa olur.
Belirtiler:
Kemik metastazlarında bazen şikayet olabilir, bazen de hiç şikayet olmaz. Bazen de metastaz benzeri şikayetler; başka hastalıklar nedeniyle ortaya çıkabilir.
-Ağrı: Tutulmuş bölgede ağrı ve çoğunlukla hassasiyet olur.Ağrı devamlıdır veya geceleri artabilir.Ağrı rahatlıkla kontrol altına alınabilir.
-Kemik zayıflığı ve kırıklar : En sık omurgalarda zayıflık ve kırık görülür ,bazen bu kırıklar sinir basısı yapar ve bacaklarda ağrı,güçsüzlük,idrar tutamama ve omurgada ağrı şikayetlerine neden olabilir. Eğer kırık ani olmuşsa ve bası olmuşsa acil ameliyat gerekebilir. Kırık yavaş yavaş çökme şeklinde oluşmuşsa radyoterapi çok faydalı olur.Bazen ödemi azaltmak için tedaviye kortizonda eklenebilir.
-Hiperkalsemi(kanda kalsiyumun artması) : Metastazlar kemikte yıkıma neden olacağından kemiğin yapısında bulunan kalsiyum açığa çıkıp kana karışabilir.Eğer kalsiyum seviyesi çok yükselirse bulantı,kusma,kabızlık ve uyku hali yapar.Daha ileri safhada susuzluk,halsizlik ve zihin bulanıklığı oluşur. Tedavi için bol su içmek ve bazen de hastanede serum tedavisi uygulamak veya bifosfonat denilen ilaç tedavisi olmak gerekir.
-Kemik iliğinin tutulması : Bazen meme kanseri hücreleri kemik iliğine gidebilirler.Bu durumda kemik iliği yeni kan hücreleri yapamaz ve halsizlik nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkar.
Teşhis ve tedavi:
Kemik metastazlarını teşhis etmek için öncelikle kemik sintigrafisi yapılır. Damardan radyoaktif bir madde enjekte edilir, bu madde anormal kemik dokusu tarafından tutulur. Osteoporoz (kemik erimesi), artrit de (eklem iltihabı) benzer bulgular verir. Ayrım yapabilmek için ayrıca kemik filmi ve kemik MR ı gibi tetkikler yapmak gerekir. Kemik metastazlarında çeşitli tedaviler kullanılır.
-Bifosfonatlar : Kemikteki yıkımı azaltırlar. Tablet olarak veya damar yoluyla verilirler.
-Radyoterapi :Tek doz veya bölünerek birkaç dozda verilir.Tedavi kısa sürer bu nedenle yan etkiler pek görülmez.
-Diğer tedaviler : Hormon tedavisi, kemoterapi, hedef tedaviler kullanılabilir.Bu konularla ilgili ayrıntılı bilgiye ilgili konu başlıklarından ulaşılabilir. Cerrahi tedavi: Kırıklara engel olmak veya kırılan bölgeyi sabitlemek amacıyla bazı ortopedik ameliyatlar yapılabilir. Bazen de kemiği sağlamlaştırmak için bölgeye suni kemik çimentosu enjekte edilir. Bu işleme vertebroplasti denilir ve radyoloji ünitesinde yapılır.

Beyin Metastazları

Bazen meme kanseri hücreleri kan veya lenf yoluyla beyine gidip yerleşebilirler ve beyin metastazları oluştururlar.
Belirtiler :
Hücrelerin beyindeki yerleşim yerine göre belirtiler olacaktır. En sık görülen şikayet baş ağrısıdır.Daha önce oluşan baş ağrılarından farklıdır.En fazla sabah uyanınca hissedilir ,gün ilerledikçe azalır.bazen bu ağrılara bulantı,kusma ve halsizlik eşlik edebilir.
Bu belirtilerin dışında vucudun bir tarafında güçsüzlük,denge kaybı,bilinç kaybı,çift görme,kafa karışıklığı,konuşma bozukluğu gibi belirtiler olabilir.Belirtiler genelde yavaş yavaş başlar ve giderek şiddetlenir.
Teşhis ve tedavi :
İyi bir noroloji ve göz muayenesi yapmak gerekir.Bunu takiben beyin tomografisi veya beyin MR ı yapılır ve kesin teşhis konur.Çok ender olarak biopsi yapmak gerekebilir.
Tedavi:
-Steroid tedavisi: Beyindeki tümörün etrafındaki ödemi çözerek basıncı düşürür ve şikayetler geriler.
-Radyoterapi : Beyin metastazlarında en sık kullanılan tedavi şeklidir.Genelde tüm beyin her gün olmak üzere beş gün ışınlanır.Tedavi yorgunluk ve bazen saç dökülmesi yapabilir,saçlar yeniden çıkar.
-Cerrahi : Genelde cerrahi mümkün olmaz çünkü bir çok yerde küçük tümörler şeklindedir. Radyocerrahi (gama knife-gama bıçağı): Bazı vakalarda tümör yeri tam saptanıp yoğun olarak ışınlanması mümkün olabilir. Beyin metastazlarının kontrolü mümkündür, belirtiler büyük oranda kontrol altına alınabilir.

Karaciğer Metastazları

Meme kanseri hücrelerinin kan veya lenf yoluyla karaciğere yerleşmesi ile oluşurlar. Karaciğerin en önemli görevi sindirim için gerekli maddeleri salgılamak ve kan pıhtılaşması için gerekli bazı proteinleri yapmaktır.Karaciğer çok büyük bir organ olduğu için çoğunlukla işlevini sürdürebilir.
Belirtiler:
Karaciğerde sekonder meme kanseri yani meme kanseri metastazları oluştuğunda çok değişik belirtiler görülebilir.
-Ağrı: Meme kanseri metastazları karaciğeri büyütebilir,bu durumda karaciğeri saran zar gerilip ağrıya neden olur.Karaciğer sağda alt kaburgaların hemen altında bulunur.Bu bölgede rahatsızlık hissinden ciddi ağrıya kadar değişik derecelerde şikayetler olabilir.Bazen de sağ omuzda ağrı olabilir.Bu büğyümüş karaciğerin omuza giden sinirlere bası yapması sonucunda olur.
-Bulatı, iştahsızlık: Karaciğer büyümesinin mideyi sıkıştırması ve veya karaciğer karaciğer hücrelerinin yıkımı nedeniyle oluşan zehirli maddeler sonucu bulantı olabilir.İlaç tedavisi fayda sağlar.
-Hıçkırık: Büyümüş karaciğer in diafragmaya basısı sonucunda oluşur.Oturarak sık sık sıvı almak ve bazı ilaçlar fayda sağlar.
-Asit: Karın boşluğunda serbest sıvı birikmesidir.Karnın şişmesine ve solunum zorluğuna neden olabilir.Bu sıvı zaman zaman boşaltılarak hasta rahatlatılır.
-Kansızlık: Pıhtılaşma mekanizmasının bozulmasına bağlı olarak kansızlık olabilir.Kan ilaçları ve bazen kan tarnsfüzyonu fayda sağlar.
-Sarılık ve kaşıntı: Eğer sagra yollarında tıkanmalar olursa safra normal yollarla atılamaz ve vücutta birikir. Göz akının ve cildin sararmasına neden olur.İdrara koyulaşır ve büyük tuvaletin rengi açılır.Safranın ciltte birikmesi sonucunda kaşıntı gelişir.Safra yollarına bir ince tüp (stent) yerleştirerek safranın dışarı alınması sağlamak şikayetleri azaltır. Teşhis ve tedavi: İyi bir fizik muayeneyi takiben kan tahlilleri ,batın ultrasonu,batın tomografisi ve gerekirse batın MR ı yapılır. Zen de biopsi yapmak gerekebilir.
Tedavi:
-Karın boşluğundaki sıvının (asit) boşaltılması (parasentez): Lokal anestezi ile karnın alt yan tarafı uyuşturulur e buraya bir ince boru (kateter ) yerleştirilerek sıvı dışarı alınır. Hastanede yatmayı gerektirmez. İşlem kısa sürer.
-Cerrahi: Eğer karaciğerin bir bölümü tutulmuşsa o bölüm çıkarılabilir.

Akciğer Metastazları

Meme kanseri hücreleri kan veya lenf yoluyla akciğere yerleşirse oluşur. Akciğerde birden fazla bölgeye yerleşebilirler.
Belirtiler:
Meme kanseri akciğerlerde metastaz yaparsa hafiften ağıra değişik belirtiler görülebilir.
-Nefes darlığı: Göğüs kanserinin akciğer metastazının en sık görülen belirtisidir. Nefes almak rahat değildir ve yeterince nefes alınamıyor hissi mevcuttur.Nefes darlığı özellikle eforda daha belirgindir,ileri durumlarda istirahat halindeyken de olur.Nefes darlığı göğüs kanseri metastazının hava yollarını tıkaması veya akciğerde ödem oluşturması sonucunda olur. Akciğerlerdeki meme kanseri metastazı ,akciğer enfeksiyonlarına da zemin hazırlar.
-Öksürük: Meme kanserinin akciğere yayılmasının en sık görülen belirtilerinden biri de öksürüktür. Kanserli bölgenin hava yollarını tutması veya enfeksiyona neden olması sonucunda oluşur.
-Ağrı: En sık akciğeri örten zarın (plevra) gerilmesi veya tümör hücreleri tarafından istilası sonucunda görülür.Ağrı kesicilere cevap verir.
-Akciğer zarının sıvı toplaması: Bazen akciğeri saran zarın altında sıvı toplanabilir ve nefes darlığına neden olur,zaman zaman sıvıyı boşaltmak gerekir.
Teşhis ve tedavi:
İyi bir fizik muayeneyi takiben akciğer filmi,akciğer tomografisi ve gerekirse akciğer MR ı yapılır.Teşhisten emin olunmazsa tomografi eşliğinde biopsi gerekebilir.
Tedavi:
Nefes darlığı hastada panik yaratır ve nefes almayı iyice güçleştirir. El vantilatörü ile serin hava yapmak veya açık cam önünde oturmak fayda sağlar. Paniği azaltmak için gevşeme teknikleri kullanılabilir.Bunun için solunum fizyoterapistinden yardım almak ve doğru nefes almayı öğrenmek faydalı olur. Hava yollarını genişletici bazı ilaçlar çok faydalı olur (solbutamol vs).Bu ilaç doğrudan paf şeklinde veya buharla birlikte verilebilir.
-Lenfanjit: Akciğerdeki lenf yollarının iltihabıdır.Steroid tedavisi çok faydalı olur.
-Akciğer zarında sıvı toplanması: Lokal anestezi ile uyuşturularak zarın altına bir ince tüp (kateter) yerleştirilip sıvı dışarı alınır. Hastanın hastanede yatmasını gerektirmez. İşlem kısa sürer. Eğer çok sık sıvı toplanıyorsa iki plevra yaprağının birbirine yapıştırılması (pleurodesis) işlemi yapılır. Bu işlem için akciğer zarının (plevra) altına yerleştirilen kateterden yapışmayı sağlayan bir madde verili ve iki zar biribirine yapıştırılır.Böylece bir daha sıvı toplanamaz.

Meme Kanseri ve Cinsellik

Meme kanseri teşhis ve tedavisi süresince kadının duygusal dünyası çok karışık olur. Gelecek endişesi,ölüm korkusu,tedavinin getirdiği rahatsızlıklar hastayı çok meşgul eder.Bir çok kadın böyle bir durumda seksi düşünmez bile.Bu dönemde içinden geldiği gibi hareket etmek ve duyguları tüm açıklığı ile eşle paylaşmak en doğru hareket olacaktır.Duygular ve istekler hasta tarafından eşi ile açık olarak paylaşıldığında eş de ona göre davranacaktır.

Bu dönemde seks yapma isteği aşağıdaki nedenlerle azalır veya kaybolur:
-Ağrı
-Seksten korkma
-Seks düşünecek halin olmaması
-Tedavi süresince kullanılan ilaçlar ,radyoterapi gibi tedavilerin menopoz etkisi yapması

-Ağrı: Cerrahi sonrası ve radyoterapi esnasında bir miktar ağrı ve rahatsızlık hissi olacaktır. Ama bu süreç geçici olacaktır. Seks yapma isteği varsa ağrı kesiciler ve doğru pozisyonlar yardımıyla yapılabilir.
-Korku: Seks esnasında ameliyat bölgesine zarar gelecek veya ağrı olacak gibi korkular olabilir.Eşinde yardımıyla doğru pozisyonlar seçilir ve daha pasif davranılırsa korkmaya ve seks yapmaya engel bir durum olmaz.
Yorgunluk: Tedavinin yan etkisi olarak yorgunluk sıkça görülür .Bu durumda vücudu zorlamamak ve daha pasif durumda seks yapmak gerekir.
-Menopoz belirtileri: Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgileri ilgili başlıklar altında bulabilirsiniz.Bu durumda özellikle sıcak basması,vajinal kuruluk ve isteksizlik görülebilir.Vajene sürülecek hormon kremleri yardımcı olur.Gevşeme tedavileri,yürüyüş gibi faliyetler belirtileri hafifletebilir.Bu durumda özellikle eşin desteği çok önemlidir.

Sonuç olarak tedavi süresinde iyi bir seks hayatı için ,meme kanserli hastanın duygusal ve fiziksel durumuna uygun hareket etmesi,zorlama olmaması gerekir.Her şey eş ile çok açık olarak paylaşılmalıdır,eş de kendi duygularını açık olarak ifade etmeli hastayı acabalarla baş başa bırakmamalıdır.

Meme Kanseri ve Gebelik

Meme kanseri gençlerde fazla sık görülmez.Görülme sıklığı 50 yaşından sonra yaşla birlikte artmaya başlar. Göğüs kanserlerinin % 80 ni 50 yaşından sonra görülür. Genç yaşlarda meme kanserine yakalanmak beraberinde farklı sorunlar getirir. Hastanın özellikle geleceği ile ilgili kararlarını çok etkileyecektir. Bu önemli kararlardan biride çocuk sahibi olmaktır. Eğer hiç çocuk yoksa ve bir çocuk isteniyorsa veya bir kardeş isteniyorsa bu durum çok iyi değerlendirilmelidir. Meme kanserli hasta tedavi sonrası gebe kalmak isteyebilir.Bu durum tedavi öncesi onkoloji doktoru ile paylaşılmalı ve kemoterapi,radyoterapi gibi doğurganlığı etkileyebilecek tedaviler ona göre planlanmalıdır.Hastalığın türü ve evresi de kararlarda çok önemli rol oynayacaktır.
Diğer zor bir durumda hamileyken göğüs kanseri teşhisi konulmasıdır. Göğüs kanseri teşhisi konulduğunda gebeliğin hangi dönemde olduğu çok önemlidir. Eğer son üç aysa (3. trimester) pek çok tedavi bebeği etkilemeden yapılabilir. Gebelik esnasında meme kanseri teşhisi anne için daha zor bir durumdur çünkü bebeğin doğumuyla tedavi süreci çakışacak ve anne bebeğine yeterli ilgi gösterememenin üzüntüsünü yaşayacaktır.
Bu dönemde meme kanserli hastanın eşi ve yakınlarının desteği her zamankinden daha önemli olacaktır. Bebeğin bakımının bir yakını tarafından (özellikle anne ,kayınvalide,kızkardeş gibi) tam olarak üstlenilmesi yani bebeğinin emin ellerde olduğunu bilmesi hastayı çok rahatlatacaktır. Eğer meme kanseri teşhisi konulduğunda gebelik erken dönemdeyse gebeliği sonlandırmak gündeme gelebilir.
Tüm bu durumlar ve seçenekler,hasta ,hasta yakınları ve tedavi ekibi tarafından birlikte değerlendirilmeli ve birlikte karar verilmelidir. Meme kanserli hasta için gebe kalmak kadar gebe kalmamak ta çok önemli olabilir.Hasta tedavi sonrası kesinlikle gebe kalmak istemeyebilir.Bu durumda gebelikten korunmak çok önemli bir konu olacaktır. Onkoloji ve kadın hastalıkları uzmanı birlikte hasta için en doğru korunma yolunu hasta ile birlikte seçmelidirler.Karar aşamasında hastanın eşide mutlaka olmalıdır.Meme kanserli hastanın en güvenilir yöntem olan doğum kontrol hapıyla korunması söz konusu olmadığından yöntemler doğru seçilmeli ve hastanın eşine gerekirse vasektomi de(üreme kanalının bağlanması işlemi) önerilmelidir.

Meme Kanseri ve Yakınlarınız

Meme kanseri teşhisi ve tedavi süreci hasta yakınlarını da çok etkiler. Onların bu duruma dahil olma şekilleri ve dereceleri sizin hastalıkla baş etmenizi doğrudan etkiler. Yapılacak en önemli şey , onlarla her konuda açık olmak ve duygu ve düşüncelerinizi açık olarak paylaşmaktır.

 

Meme Kanserli Hastanın Eşi Olmak

Meme kanserli hastanın eşi olmak kişiye ciddi sorumluluklar yükler. Teşhis ve tedavi sürecinde iyi bir eş olabilmek ve hem kendine hem de eşine iyi bakabilmek için bazı konuları iyi bilmek gerekir. Bir eş olarak çok yoğun duygular yaşanabilir. Şok, kabullenme, korku, endişe gibi duygular eşi hem fiziksel hem duygusal olarak çok yorabilir.

Teşhis öncesi eşler arasındaki ilişkinin türü teşhis sonrası duyguları etkileyecektir. Teşhis sonrası bazen eşler birbirine yakınlaşabileceği gibi tamamen kopabilirlerde.
Göğüs kanserli hastanın eşi olarak değişikliklere hazır olmalı ,sadece hastanın değil özellikle çalışma arkadaşları ,yakın akrabalar vs dahil olmak üzere çevrenin bazı beklentiler içine gireceği bilinmelidir. Doğru olan hem hasta olan eşin, hem çevrenin hem de kendi ihtiyaçlarını iyi değerlendirebilmektir.

Her ne kadar hasta eşinin güçlü olmasını istese de eşin güçlü olamayacağı ve kendini baskı altında hissedeceği anlar olacaktır. Hatta bu durum depresyona kadar gidebilir.Göğüs kanserli hastanın eşi kendini çaresiz, umutsuz, kızgın hissedebilir. Bu nedenle hastanın eşinin de duygularını paylaşması,endişelerini dile getirmesi ve hatta zaman zaman ağlayabilmesi gerekir.Yakın çevrenin yardımı ve bazen de psikiyatrist veya meme kanseri koçu gibi kişilerden profesyonel yardım almak çok doğru olur. Hasta eşe destek olabilmek için hem bedenen hem de ruhen sağlıklı olmak gerekir. Bu nedenle özellikle bu stresli dönemde iyi beslenmeyi ve yeterince dinlenmeyi ihmal etmemek gerekir. Eğer sürekli egzersiz yapma alışkanlığı varsa kesinlikle devam etmek için zaman yaratılmalıdır, böyle bir alışkanlık yoksa da başlanmalıdır. Düzenli egzersiz sağlıklı kalmanın ve stresle baş etmenin en önemli yollarından biridir. Kişi kendine de vakit ayırabilmeli ve gerekirse bir arkadaşla sohbet etmek,yaşadıklarını bir günlüğe kaydetmek gibi eylemlerde bulunmalıdır.Bu onu biraz rahatlatır ve ortamdan uzaklaştırır. Ancak unutmamak gerekir ki bunlar sınırlı yapılmalıdır, hasta eşe destek olmadan ,gerçeklerden kaçmak, kaçışlar için çeşitli bahaneler yaratmak ne hastaya ne de eşe fayda sağlar. Bu kez eşi suçluluk duygusuna ve daha fazla depresyona sokar.

Meme kanserli hastanın eşi teşhis ve tedavi sürecinde güçlü olmak zorundadır ve bu gücü de sağlığına iyi bakarak,eşiyle zorlukları tartışarak,gerçeklerden kaçmayarak bulacaktır. Özellikle teşhis öncesi iyi gitmeyen ilişkilerde teşhis sonrası dengeyi bulmak daha zor olacaktır. Bu durum ilişkinin yeniden toparlanması ve güzel bir yola girmesi için bir fırsat olarak ta kabul edilebilir.

Meme kanseri uzun soluklu bir hastalıktır, tamamen şifa sağlanabileceği gibi hastalığın tekrarlaması da söz konusu olabilir. Bu nedenle yukarda da belirtildiği gibi, kaçmak ,ilişkiyi bitirmek,hiçbir şey olmamış gibi davranmak ,aşırı titizlenmek,kendini adamak gibi hareketler asla çözüm getirmez. Gerçekler kabullenilmeli ve bir plan program dahilinde eşle birlikte yeni yaşam tarzı belirlenmelidir.Unutmamak gerekir ki konuşarak paylaşarak her şey çok daha kolay çözülür.

Meme kanserli hasta ve eşi bu süreci sağlıklı bir şekilde atlattıklarında yaşamın başka zorluklarının da altından daha kolay kalkar hale gelirler ve birbirlerini daha iyi anlarlar ve ilişkileri güçlenir.

Meme Kanseri ve Eşiniz

Eğer hastanın bir eşi varsa ilişkisinde bazı değişiklikler olur. Bazı eşler çok rahat davranırken bazıları da eşlikten ebeveynliğe geçerler. Genellikle hastalıkla ilgili her şeyi çözmek, her zaman pozitif olmak,kötü şeylerden hiç konuşmamak gibi aşırı pozitif bir tutum içine girerler. Bu durum hastayı sıkabilir ve onun olumsuz durumları paylaşmasına engel olur.Bazıları da hiçbir şey olmamış gibi davranmayı tercih ederler,halbuki ciddi şeyler olmuştur.

Bazı eşler teşhisin ciddiyetinden ziyade yeni rollerini çok zorlayıcı bulurlar. Örneğin daha önce evi anne çekip çevirirken, çocukları okula o yollarken bu tip işler uzunca bir süre eşin görevi haline gelebilir.Bu gibi durumların ilişkiyi değiştirebileceğine veya zorlaştırabileceğine hazırlıklı olmak gerekir.Bazen bu durum eşleri çok yakınlaştırabilir de. Eşin tepkisi ne olursa olsun önemli olan sorunları ortaya koymak ve karşılıklı tartışabilmektir. Gerektiğinde profesyonel yardım da alınmalıdır.

Meme Kanseri ve Çocuklarınız

Meme kanserine yakalanmış kadınların yaklaşık üçte birinin okula giden ve aynı evde yaşayan değişik yaşlarda çocukları bulunmaktadır. Pek çok aile için hastalık söylenmeli mi veya ne kadarı söylenmeli konusu ciddi sorundur. Pek çok ebeveyn çocuklarını üzmemek için teşhisi çocuklarından saklama yoluna gider.

Doğru olan olup biteni çocukla paylaşmaktır. Çünkü çocuklar evde ciddi bir şeylerin olduğunu mutlaka sezeceklerdir ve onlara doğru açıklamalar yapılmazsa ebeveynlerine olan güvenlerini kaybedecekler ve endişelerini kendi içlerinde yalnız yaşacaklardır. Bu da onların psikolojilerini, hastalığı söylemekten çok daha fazla bozacaktır. Teşhisi saklamak anneyi de çok yoracaktır çünkü tedavi sürecinde olup biteni saklamak hiç kolay olmayacaktır.

Çocuklara olay anlatılırken yaşlarına uygun bir dil kullanmak gerekir,öncelikle kanser deyince ne anlıyorlar onu bulmak ve bu hastalıkla ilgili yanlış bilgileri varsa onları düzeltmek gerekir,örneğin kanser ölümcül bir hastalıktır gibi. Daha sonraki adımda onlarla duygular paylaşılmalı ve onların size duygularını anlatabilmelerini sağlanmalıdır.. Eğer çocuk gençse ve biyoloji ve hastalık bilgisi yeterliyse onunla tedavi seçeneklerini de paylaşılmalıdır. Özellikle genç kızlarda ben de yakalanacak mıyım endişesi gelişebilir. Bu konuda da onları aydınlatmak gerekir.

Teşhis ile ilgili sınıf öğretmenini de bilgilendirmek ve onun yardımını istemek iyi olur. Okulda özellikle çok sevdiği ve güvendiği bir öğretmeni varsa bu durum onunla da paylaşılmalıdır.

Meme Kanserinde Yenilikler

Hedef Tedaviler

Henüz deneme safhasında olan bir grup ilaç ,sadece meme kanseri hücrelerine etki etmektedirler.Normal hücreleri etkilemeden yapılacak tedavi tabi ki hedeflenen tedavi şeklidir.Bu grup ilaçlara monoklonal antikor (monoclonal antibody) adı verilmektedir. Şu anda kullanımda olan tek ilaç herceptin’dir. Bu tedavi şekliyle ilgili çalışmalar sürmektedir.
Herceptin:
Bazı göğüs kanseri hücrelerinin yüzeyinde HER 2 adında bir madde bulunur ve bu madde hücrenin daha hızlı büyümesi ve çoğalmasını sağlar. HER 2 maddesi pozitif olan kanserler daha hızlı büyürler. Bu hastalarda herceptin kullanmak çok fayda sağlar. Günümüzde ileri evre meme kanserinde yalnız veya kemoterapi ile birlikte kullanılır.
Tedavi şekli:
Haftada veya üç haftada bir verilebilir. Genellikle damar içine verilir. İlk tedavi 90 dakika sürer. Eğer herhangi bir yan etki oluşmazsa daha sonraki tedaviler yarım saatte uygulanır.İlk uygulamada hastanede birkaç saat kalmak ve yan etki bakımında gözlenmek gerekir. İleri evre meme kanseri tedavisi için kullanılıyorsa meme kanseri belirtilerini kontrol altında tuttuğu sürece kullanılır. Eğer erken evre meme kanseri için kullanılıyorsa 1 yıl süreyle uygulanır.
Yan etkileri:
Herceptin normal hücreleri etkilemediğinden yan etki az görülür. Görülürse de ilk 1-2 tedavi sırasında ortaya çıkar sonra kaybolur.
-Gribe benzer belirtiler: Ateş titreme ve vücudun bazı bölgelerinde ağrı oluşabilir .Genelde basit ağrı kesicilerle geçer.
-Bulantı: Genelde hafiftir bulantı ilaçları ile geçer.
-İshal: Genel hafif olur ve ilaca cevap verir.
-Çok ender olarak baş dönmesi, kusma, kızarma, nefes darlığı görülebilir. Genellikle ilk tedavide olur ve geçer.
-Kalp problemleri: Özellikle kemoterapi (dexorubicin) ile birlikte verilirse çarpıntı, tansiyon düşmesi gibi problemler oluşabilir. Bu şikayetler genellikle ciddi değildir ve geçerler.
Avastin ve Lapatinib:
Deneme sürecindeki monoklonal antikor grubu ilaçlardır. Hastaların rızası alınarak deneme grupları oluşturulmaktadır.

Eğer kemoterapi yapılacaksa baştan saçların döküleceğini ama sonra tekrar çıkacağını ona anlatmak gerekir,yoksa bu durumla habersiz karşılaşınca çok korkacak ve endişe duyacaktır.

Ebeveynler çok zorlanırlarsa profesyonel yardım almalıdırlar.

Etiketler:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

www.drozon.com

Kategoriler

Kategoriler

Arşiv

Aralık 2010
P S Ç P C C P
« Tem   Kas »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blog İstatistikleri

  • 34,383 kişi

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

RSS www.HepsiBorsa.com

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
%d blogcu bunu beğendi: