Ozon Tedavisi – Doktor Ozon

Beslenme ve Kanser

Posted on: Aralık 3, 2010

BESLENME VE KANSER

Kanser, ülkemizde son yıllarda giderek artan oranlarda görülmekte ve ölüme neden olan hastalıklar arasında kalp damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer almaktadır. Ülkemizde yılda ortalama 120000–150000 civarında yeni kanser olgusunun ortaya çıktığı tahmin edilmektedir.
Birçok insan kanser hastalığını kötü bir talih olarak nitelendirmekte ve çevresel nedenlerle geliştiğini düşünmektedir. Ancak bireylerin yaşam biçimiyle ilgili özellikleri ve alışkanlıkları çok büyük önem taşımaktadır. Yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite ve hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, güneş ışınlarına yoğun olarak maruz kalınması ve stres gibi etmenler kanserin oluşmasına neden olan başlıca faktörlerdir. Çoğu kanserin oluşumunda rol oynayan yaşam biçimi ile ilgili kontrol edilebilir faktörler, kanser oluşumuna %80–90 oranında neden olmaktadır. Bu faktörlerden beslenme ile ilgili olan etmenler ortalama %35 oranında, sigara alışkanlığı ise %30 oranında kansere yol açmaktadır.
Sigara dumanı ve katranında bulunan kimyasal ve karsinojenik ajanlar, radyasyon ve güneş ışığından gelen zararlı ultraviyole ışınlar, ağır metaller hücre DNA’sında mutasyon oluşturarak kanser gelişimine neden olmaktadır. Benzer şekilde, kızartılmış besinlerde oluşan zararlı moleküller ve serbest radikaller, kırmızı et ve beyaz etin mangalda ve ateşte pişirilmesi ve yanması ile besinde oluşan kimyasal karsinojenler, işlenmiş et ürünlerinin raf ömrünü artırmak için katılan nitrat ve nitritler, vücuttaki hücre yapılarına zarar vererek ve hücre DNA’sına hasar vererek kanser gelişimine neden olabilmektedirler. Bu zararlı etmenlerin yanı sıra, diyette vitaminler, minerallar ve antioksidant molekülleri içeren besinlerin yetersiz tüketilmesi ile hücrelerin zararlı moleküllere ve serbest radikallere karşı koruyucu detoksifikiye edici sistemlerin ve savunma sistemlerinin zayıflaması hücre hasarının artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle kanserden korunmada yaşam boyu doğru beslenme alışkanlıklarının edinilmesi çok büyük önem taşımaktadır.

KANSER OLUŞUMUNDA ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
İnsanın yaşamı için bilimsel çalışmalarla belirlenen 50’ye yakın besin öğesine ihtiyacı vardır. Vücudun büyümesi, yenilenmesi ve çalışması, sağlığın korunması ve geliştirilmesi için gerekli olan enerji ve besin öğelerinin her birinin bireyin gereksinimi kadar alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumuna ‘Yeterli ve Dengeli Beslenme’ denir.
Besin öğeleri vücudun gereksiniminden daha az alınırsa ‘yetersiz beslenme ‘durumu olur. Gerektiğinden fazla alınan bazı besin öğeleri ise vücutta birikerek şişmanlığa yol açar. Bu durumda da ‘dengesiz beslenme’ durumu ortaya çıkar.
Hatalı ve dengesiz beslenme alışkanlıkları ile besinleri yanlış hazırlama ve pişirme yöntemlerinin, kanser, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı ve gut gibi hastalıkların oluşumunda rolü büyüktür. Kanserin oluşumu çok değişik nedenlere bağlıdır. Kanserin oluşumunda etkili olan faktörler, kalıtım, beslenme ve çevre faktörleridir Farklı kaynaklara göre kanser oluşumunun beslenme ile ilgisinin %10–70, ortalama %35 oranında olduğu kabul edilmektedir.

Hatalı beslenme alışkanlıkları:Yüksek yağ ve özellikle yüksek hayvansal protein alımı,
Kalsiyum, fosfor mineralleri ile D vitamininden zengin süt ve süt grubu besinlerin yetersiz tüketilmesi,
Sebze ve meyvelerin az tüketilmesi ve dolayısıyla bu gıdalarda bulunan A,C,E vitaminleri ile beta karoten, likopen, polifenoller gibi flavonoidler vb. antioksidant vitaminlerin ve bileşiklerin yetersiz alınması,
B grubu vitaminlerden zengin tahıl ve kurubaklagil grubu besinlerin az alınması ve tam tahıl ürünleri yerine saflaştırılmış ürünlerin tüketilmesi,
Az posalı beslenme,
Diyette toplam yağ tüketiminin fazla olması,
Sıvı yağlar yerine katı yağın ağırlıklı kullanılması, (n–9) yağ asitlerini içeren zeytinyağı ile (n–3) yağ asitlerini içeren balık, balık yağı, ceviz, fındık gibi yağlı tohumların az veya sık tüketilmemesi,
Besinlerin hazırlanmasında yanlış uygulamalar ve vitamin kayıpları,
Hatalı pişirme yöntemleri (kızartma, kavurma, mangal, tütsüleme) ile besinde kanserojen maddelerin oluşması ve bunların vücuda alınması,
Besinlerin uygun olmayan koşullarda saklanması ile özellikle tahıllarda, baharatlarda ve yağlı tohumlarda toksin ve küf oluşumu,
Fazla tuz tüketimi,
Katkı maddeleri içeren hazır gıdaların fazla miktarda tüketilmesi,
Fazla miktarda alkol tüketimi.

Şişmanlık: Yüksek enerjili diyetler, fazla vücut ağırlığı veya şişmanlık kanser riskini artırmaktadır (BKI=30­). Obezite riski özellikle ekonomik olarak gelişmiş toplumlarda yüksek enerjili diyetlerin tüketimi ve hareketsiz yaşam nedeniyle artmaktadır. Yapılan çalışmalarda şişmanlığın endometrium kanser riskini artırdığına dair ciddi kanıtlar bulunmaktadır. Menopoz öncesinde boylarına göre ağırlıkları fazla olan kadınlarda meme kanseri riski normal kilolu kadınlara göre daha düşük olmaktadır. Şişmanlık menopoz sonrası kadınlarda meme kanseri riskini önemli düzeyde artırmaktadır. Kadının menarş ve menopoz dönemi arasında kilo artışı 10 kilogramı aştığında menopoz sonrası kanser riski 2 kat artmaktadır.
Obezite menopoz sonrası kadınlarda meme kanserinin yanı sıra böbrek kanseri riskini de artırmaktadır. Şişmanlık kadınlarda özellikle meme, uterus, endometrium, böbrek ve kolerektal kanser riskini; erkeklerde ise kolon, rektum ve prostat kanser risklerini artırmaktadır.
Obezitenin önlenmesi kanser dışında kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi birçok kronik hastalığın önlenmesinde de çok önem taşımaktadır.

Protein: Çok et dolayısıyla fazla miktarda hayvansal protein tüketen insanlarda meme, rahim, prostat, kolon, rektum, pankreas ve böbrek kanserlerinin görülme sıklığı daha fazla olmaktadır. Ancak fazla hayvansal protein tüketimi yağ tüketimini de artırdığından bu kanserlerin protein alımı ile mi yoksa yağ ile mi bağlantılı olduğu açıklanamamaktadır. Deneysel araştırmalar yağsız hayvansal protein alımının kanserle bağlantılı olmadığını göstermiştir. Bu sebeple beslenmede yağsız veya az yağlı et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini artırmaz. Bununla birlikte kırmızı etin haftada birkaç kez tüketilmesi, diyette daha sıklıkla az yağlı balık ve tavuk etinin bulunması sağlıklı beslenme için uygun olacaktır. Beslenmede hayvansal kaynaklı protein alımının yanı sıra mutlaka bitkisel kaynaklı proteinlere (kurubaklagiller, fındık, ceviz, fıstık vb. yağlı tohumlar) de yer verilmelidir.

Yağ ve Kolesterol:Beslenme ile alınan yağ miktarı arttıkça akciğer, kolon, rektum, meme ve prostat kanser riskleri artmaktadır. Yapılan çalışmalarda yüksek kolesterol alımı ile akciğer ve pankreas kanserleri ilişkili bulunmuştur. Fazla yağ alımı ve yanmış yağ tüketimi hem kanserojen maddelerin hem de bazı kanser ilerletici maddelerin alınması ile hem de vücutta hücrelere zarar veren serbest radikallerin alınması ile kanserojen etki gösterir. Günlük tükettiğiniz toplam yağ miktarı kadar tükettiğiniz yağ asitleri cinsi ve oranı da çok önemlidir. Sağlıklı bir beslenme programında aldığınız yağ asitlerinin oranı 1/1/1 olmalıdır. Doymuş yağ asitleri yağlı hayvansal ürünlerde ve tereyağında, tekli doymamış yağ asitleri (n–9) zeytinyağında ve çoklu doymamış yağ asitleri (n–6) ayçiçeği, mısır yağında, (n–3) soya, kanola yağlarında bulunmaktadır.
Doymuş yağ ve kollesterol alımınızı azaltmak için az yağlı et ve tavuğu, yarım yağlı süt ve ürünlerini tercih edebilirsiniz. Yemeklerinizi az miktarda yağ kullanarak sıvı yağlarla pişirebilir ve yağ kullanımını azaltabilirsiniz. Kolesterol içermemesine karşın damarlar için zararlı olan trans yağ asitlerini içeren katı margarinlerin tüketilmesi önerilmemektedir.
Beslenmenizde aldığınız toplam yağ miktarını azaltmanız, fazla miktarda doymuş yağ, trans yağ asiti ve kolesterol alımından kaçınmanız hem kilo kontrolünüzü sağlamada size yardımcı olacaktır hem de kanser ve kalp damar hastalıklarının oluşum riskini azaltacaktır.

Hatalı Pişirme Yöntemleri:Besinlerin kızartılarak, tütsülenerek ve mangalda ateşe yakın tutularak yapılan pişirme yöntemleri besinlerde bazı kimyasal karsinojenlerin oluşumuna yol açmaktadır. Özellikle de etlerin mangalda ateşe yakın tutularak pişirilmesi esnasında nitrozamin denilen kimyasal karsinojenleri oluşmaktadır. Yapılan çalışmalarda bu şekilde pişirilmiş besinlerin sık tüketilmesinin mide, özefagus ve sindirim sistemi kanserlerine yol açabileceği gösterilmiştir. Etin hafif-orta sıcaklıkta ve ızgara, fırında pişirme ve haşlama gibi pişirme yöntemleri kullanılarak uzunca süre pişirilmesi kimyasal karsinojenlerin oluşumunu en aza indirmektedir.
Kızartılan besinlerde trans yağ asitleri, bazı kimyasal karsinojenler ve hücrelere zarar veren bazı serbest radikaller oluşmaktadır. Kızartma işlemi mümkün olduğunca az kullanılmalı, eğer kızartma işlemi kullanılacaksa ete un, nişasta, ekmek kırıkları veya soya proteinleri gibi su tutucu maddelerin eklenmesi gerekmektedir.
Bazı hatalı pişirme yöntemleri besinlerin bileşimindeki kanserden koruyucu, antioksidant vitaminlerin ve bileşiklerin kaybına yol açmaktadır. Besin kayıplarını en aza indirmek için besinlerin hazırlama ve pişirme yöntemlerine dikkat edilmesi çok büyük önem taşımaktadır. Sebzelerin doğradıktan hemen sonra pişirilmesi, pişirme sularının dökülmemesi vitamin kaybını büyük ölçüde azaltacaktır. Kurubaklagillerin ve makarnanın haşlama sularının dökülmemesi suda eriyen vitaminlerin (özellikle B grubu) korunmasını sağlayacaktır.

Besinleri Saklama Koşulları ve Küfler:Nemli ve sıcak ortamlarda saklanan tahıllarda, yağlı tohumlarda (fındık, fıstık, ceviz gibi), incir, kayısı gibi bazı kuru meyvelerde ve baharatlarda çoğalan bazı mikroorganizmaların ürettiği bazı toksinlerin (aflatoksin) özefagus ve karaciğer kanserlerine neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle depolama uygun koşullarda, buzdolabı ve serin depolarda yapılmalı ve küflenmiş besinler üzerindeki küfler atılsa bile hiçbir şekilde tüketilmemelidir. Özelikle küflendirilerek satılan küflü peynirler de kesinlikle tüketilmemelidir.

Besinlerin Muhafaza Edildiği Kaplar Ve Plastikler: Özellikle yoğurt, tarhana, pekmez, salça, reçel ve turşu gibi besinlerin boşalmış deterjan veya ilaç kutularında, boyalı plastiklerde saklanması, saklama kabından kurşun ve diğer bazı kanser yapıcı maddelerin besine geçmesine yol açar. Bu durum kansere yol açan bazı ağır metallerin ve kimyasalların vücuda alınmasına yol açar. Bu sebeple, yiyecekler kesinlikle besinlerin saklanması için yapılmış olan kaplarda saklanmalıdır. Besinlerin saklanmasında boyalı olmayan cam kaplar her zaman tercih edilmelidir.

Tuz tüketimi:Yapılan çalışmalar diyette aşırı tuz alımı ve tuzlanarak saklanan (turşu, salamuralar gibi) besinlerin aşırı tüketiminin ve fermantasyon işlemlerinin özellikle mide kanserleri ile ilişkili olduğunu göstermektedir. Yüksek tuz tüketimi mide mukoza hücrelerinde anormal bölünmelere yol açarak mide kanseri oluşum riskini artırmaktadır.
Besinlerin içinde bulunan doğal sodyum bireylerin günlük gereksinimlerini karşılamak için yeterlidir.
Tuz tüketiminizi azaltmanın yolları:
Daima taze ve /veya tuz eklenmemiş besinleri tercih edin
Masada tuz kullanmayın. Baharat ve maydanoz, nane, kekik, dereotu, rezene, fesleğen gibi aroma sağlayıcıları tuz yerine kullanın
Turşu, ketçap, hardal, salamura zeytin, soya sosu vb. tuz içeriği yiyeceklerden uzak durun veya çok az ve seyrek tüketin
Sebze ve meyve tüketiminizi artırın
Bol su için
Mineraller:İnsan vücudunun düzenli çalışmasında yirmiden fazla mineralin rolü vardır. Minerallerin çoğunluğu yiyecek ve içeceklerle alınır. Bazı mineraller ise hava, su yoluyla, bazıları da deriden vücuda alınırlar. Bazı mineraller kanserden koruyucu etki yaparken bazıları da kansere neden olurlar. Kansere yol açabilen minerallerin başlıcaları, kurşun, kadmiyum, arsenik ve asbesttir (amyant). Bu mineraller fabrikaların katı, sıvı ve gaz atıkları, araçların egzoz dumanları, çeşitli kimyasal maddeler, boyalar ve kirli hava ile vücuda alınırlar ve sindirim, solunum sistemi, meme, idrar yolları kanserleri gibi birçok kanser türü oluşumuna yol açabilirler. Özellikle kurşun kentlerde yaşayanlar için en başta gelen karsinojen sayılmaktadır. Fabrikaların atıklarını arıtma işleminden sonra atmaları, temiz yakıtların kullanılması bu zararlı minerallerin hava, su ve toprağa karışmasını önleyecektir.

Alkol: Çeşitli araştırmalardan elde edilen bulgular alkol alımı ile kanser arasında bazı ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur.
Çok bira içenlerde kalınbağırsak ve rektum kanserleri,
Sert içkileri çok tüketenlerde ağız, baş ve boyun kanserleri,
Bütün alkollü içkileri çok içenlerde karaciğer kanserleri daha sıklıkla görülmektedir.
Sigara ile birlikte alınan alkol ise kanser riskini birkaç kat artırmaktadır. Ayrıca alkol kanserden korunacak şekilde beslenmeyi de olumsuz etkilediğinden kanser riskini artıran maddeler arasında yer almaktadır. Alkol folat emilimini azalttığı için fazla alkol alan kişilerde folat preperatı alımının yararlı olabileceği belirtilmektedir.
Gıda katkı maddeleri: Gıda katkı maddeleri besinin bileşimindeki besin öğelerinin kaybını önlemek, besin kalitesini ve sağlamlığını sürdürmek, besinin raf ömrünü uzatmak, tat, koku, yapı ve görünüşünü geliştirme amaçları ile kullanılan, besinin yapısından bulunan veya kimyasal olarak yapılıp besine ilave edilen maddelerdir.
Besinlerde kullanılan bazı katkı maddeleri kanser oluşumunda önemli bir etkendir. Burada katkı maddesinin cinsi, uygun besine uygun katkı maddesinin, önerilen dozda kullanılması ve Türk gıda Kodeksinin izin verdiği gıda katkı maddelerinin kullanılması çok büyük önem taşımaktadır. Gıda sanayisinde farklı amaçlarla birçok katkı maddesi kullanılmaktadır. Salam, sosis, sucuk gibi et ürünlerinin raf ömrünü uzatmak için koruyucu katkı maddesi olarak kullanılan nitrit ve nitrat tuzları, doğal veya yapay antioksidanlar, renk vericiler, yapay tatlandırıcılar dikkatli kullanılması gereken katkı maddeleridir. Mikrobiyal çoğalmayı önlemek ve raf ömrünü uzatmak için işlenmiş et ürünlerinde kullanılan nitrit ve nitratlar sindirim sisteminde nitrosaminlere dönüşerek kanserojen bileşikleri oluşturmaktadırlar. Bu bileşiklerin mide ve özefagus kanser riskini artırabileceği bildirilmektedir.
Diyette bu yiyeceklerin mümkün olduğunca az ve seyrek ya da hiç tüketilmemesi önerilmektedir. Tüketildikleri zaman da nitrit ve nitratların zararlı etkisini azaltmak için bu katkıları içeren besinlerin C vitamini içeren taze sebze ve meyvelerle birlikte tüketilmesi önerilmektedir. Böylelikle bu bileşiklere bağlı ağız, mide ve yemek borusu kanser riski azaltılabilmektedir.

Fiziksel Aktivite:

Günlük düzenli olarak yapılan orta şiddette fiziksel aktivitenin kolon kanserine karşı koruyucu etkisi olduğuna dair önemli kanıtlar bulunmaktadır. Meme ve akciğer kanserine karşı da koruyucudur. Düzenli fiziksel aktivite şişmanlık ve yüksek vücut ağırlığını önlemede önemli olduğu için şişmanlığın yol açabileceği kanser risklerine karşı da önleyici bir rol üstlenmektedir.
Düzenli fiziksel aktivite, kan yağları ve kötü kolesterolü düşürüp, iyi kolesterolü yükselterek kalp damar hastalıkları ve diğer birçok kronik hastalığa karşı da koruyucu bir görev üstlenmektedir.
Mümkün olduğunca fiziksel aktivitenizi artırmaya çalışınız. Eğer günlük aktiviteniz düşük veya orta derecede ise günlük 45 dk- 1 saatlik tempolu yürüyüş veya benzeri bir egzersiz ( bisiklet, yüzme, tenis.) ve haftada bir kez de ağırlık çalışması önerilmektedir.

Kansere Karşı Koruyucu Beslenme Etmenleri
Diyet Posası:Besinlerde nişasta dışında kalan sindirim enzimlerine karşı dayanıklı, sindirilemeyen karbonhidratlara diyet posası adı verilmektedir. Diyet posası suda çözünürlük yönünden çözünmeyen posa ve çözünür posa olarak iki grupta toplanır. Sebzelerde, tam tahıllarda daha çok suda erimeyen posa bulunurken, meyveler, kurubaklagiller ve yulaf vb. tahıllarda ise suda çözünen posa bulunmaktadır. Diyet lifini en çok içeren besinler, kurubaklagiller, kepeği ve özü alınmamış tahıllar, taze sebzeler ve meyvelerdir. Bu besinlerin alımının artırılması bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar, kabızlığı, kalın bağırsakla ilgili hastalıkları ve kolerektal kanserlerin önlenmesine yardımcı olur. Diyet posası, kanser yapıcı ve/veya kimyasal toksik bazı maddelerin bağırsaklardan atımını kolaylaştırarak ve bağırsaktaki yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlayarak, kolon-rektum kanseri riskini azaltır. Diyette yeterli posa alınması diyetle alınan yağ ve kolesterolün emilimini azaltarak, kan kolesterol ve lipitlerinin düşürülmesine ve kalp hastalıklarının önlenmesine katkıda bulunur. Bunun yanı sıra özellikle suda eriyen posa kan şekerinin denetiminde de yarar sağlar.
Sebze ve meyveler:Her türlü sebze ve meyve bu grupta toplanır. Sebze ve meyvelerin önemli bir kısmı sudur. Genel olarak sebzeler ve meyveler düşük enerji ve az miktarda protein içerirler; diyet lifi, vitamin, mineraller ve diğer biyoaktif moleküller içinse iyi bir kaynaktırlar. Bu gruptaki yiyecekler diğer besin gruplarından alamadığımız C vitaminini sağlarlar. Ayrıca, bu gruptaki sebze ve meyveler B vitaminlerinin birçoğunu, E ve K vitaminlerini içerirler.
Yeşil yapraklı sebzeler, turunçgiller, taze biber, domates, çilek, kuşburnu, şeftali C vitamininden en zengin besinlerdir.
Koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı, turuncu renkli sebze ve meyveler A vitamini ve karotenden zengindirler.
Bu gruptaki yiyeceklerden günlük en az 5 porsiyon tüketilmelidir. Her öğün sebze ve meyve grubundan birkaç besinin tüketilmesi çok önemlidir. Diyette sebze ve meyvelerin yüksek oranda tüketilmesinin birçok kanser türüne karşı koruyucu olduğuna ve hastalık riskini azalttığına dair güçlü ve tutarlı kanıtlar mevcuttur. Sebze ve meyvelerden zengin bir diyetin ağız, farınks, özefagus (yemek borusu), akciğer, mide, kolon ve rektum kanserlerine koruyucu olduğu; larınks, pankreas, meme ve mesane kanserleri ve diğer bazı kanser türlerine karşı da muhtemelen koruyucu etkisi olduğuna dair kanıtlar mevcuttur.

Sarımsak, soğan:Sarımsak, soğan, yeşil soğan ve pırasa gibi sebzeler sülfürlü bazı bileşikleri içerirler. Bu içeriklerinden dolayı da Allium sebzeler olarak adlandırılırlar. Yapılan çalışmalarda, bu sebzelerde bulunan sülfürlü bileşiklerin:
Deneysel olarak oluşturulan kanserlerin oluşumunu engellediği,
Vücutta zararlı maddeleri etkisiz hale getiren enzimlerin aktivitesini artırdığı,
Midede gastrit ve ülsere yol açan Helicobacter pilori adlı bakteriyi öldürdüğü ve
Mide kanserine karşı koruyucu olduğu,
Serum kolesterol seviyelerini azalttığı ve özellikle yüksek kan basıncının kontrolünü sağladığı,
İmmün sistemi kuvvetlendirdiği gösterilmiştir.
Sarımsağın faydalı etkilerinden yararlanabilmek için günlük 2–3 diş tüketilmesi önerilmektedir.

Soya fasulyesi: Soya fasulyesi diyet posası, protein, omega 3 yağ asitleri, vitaminler, mineraller, izoflavonlar ve fitoöstrojenlerden zengin bir besindir. İnsan vücudundaki doğal östrojenler gibi davranan bazı kimyasal maddelere fitoöstrojenler denilmektedir. Soya fasulyesi önemli bir fitoöstrojen kaynağıdır. Fitoöstrojenler özellikle hormon bağımlı olan kanserlerin kontrol ve önlenmesinde önemli rol oynarlar. Meme kanseri, prostat ve testis kanseri gibi östrojenle ilintili kanserlerin oluşum insidansını azaltırlar. Özellikle soya fasulyesi tüketiminin yüksek olduğu Hong Kong, Singapur gibi Uzakdoğu ülkelerinde, Akdeniz havzası civarında yaşayanlarda meme kanseri oranı düşüktür. Fitoöstrojenlerin kanser önleyici olası mekanizmaları kanserli hücre oluşumunu ve yayılmasını önleyici ve kanserli hücrelerin ölümünü artırıcı etkilerinden kaynaklandığı araştırmalarla gösterilmiştir. Soyada antikarsinojenik etkili proteaz inhibitörleri, fitosteroller, saponinler, fenolik asit, fitik asit ve izoflavonlar bulunmaktadır. Soyada genistein ve daidzein adı verilen östrojenik steroidlere benzer, zayıf östrojenik etkili izoflavonlar reseptörleri tutarak doğal östrojenle yarışırlar ve bu mekanizma ile meme kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin riskini azaltırlar. Yapılan bir çalışmada soya fasulyesi içinde bulunan genistein ve daidzeinin meme ve prostat kanseri gibi hormon bağımlı kanserlerin yanısıra kolon kanserine karşı da koruyucu olduğu ve oluşan tümörlerin büyümesini ve ilerlemesini önlediği gösterilmiştir. Bu etkide kalsiyum ve D vitamini metabolizmasının da önemli rolü olduğu gösterilmiştir. Soya fasulyesinin kanseri önleyici etkisinin yanı sıra, total kolesterolün ve LDL kolesterolün düşürülmesinde, kalp damar hastalıklarının önlenmesinde, osteoporozun önlenmesi ve tedavisinde, menopoz semptomlarının hafifletilmesinde önemli rolü vardır. Beslenme planlamasında mutlaka soya fasulyesine de yer verilmelidir.

Flavonoidler:Vitamin özelliği taşımayan antioksidant moleküllerdir. Bitkilerde 4000 civarında flavonoid türü bulunmaktadır. Bitkilerin yapraklarında, çiçeklerinde, meyvelerinde ve tohumlarında bulunurlar. Soya fasulyesi, kakao ve çikolatada izoflavonlar bulunmaktadır. Flavonoidleri en çok içeren meyveler sırasıyla, kara üzüm, kiraz, ahududu, böğürtlen, elma, erik, çilek, beyaz üzüm, turunçgiller ve şeftalidir. Sebzelerden bezelye, soğan, domates, yeşil yapraklı sebzeler, soya fasulyesi ve patateste bulunur. İçeceklerden taze meyve suları, şarap, yeşil çay ve bitki çayları iyi birer flavonoid kaynağıdır. Bunun yanı sıra, kurubaklagillerde ve tam tahıllarda bulunan antioksidant özelliğe sahip bileşikler hücreleri reaktif oksijenlere karşı korumaktadır. Saflaştırılan tahıllarda bu koruyucu ögeler büyük ölçüde kayba uğramaktadır.
Özel tat ve aromaya sahip bazı bitkilerde bulunan bazı bileşikler de reaktif oksijen türlerini etkisizleştirme, bağışıklık sistemini uyarma, DNA’nın toksik kimyasallarla etkileşimini ve hormonların olumsuz etkisini önleme yeteneğine sahiptirler. Bu bileşiklerin başlıcaları; sarımsak, soğan, pırasa, lahana, brokoli, turp, fesleğen, nane, dereotu, rezene, kereviz, maydonoz, roka ve teredir. Bu bitkilerden yapraklı olanlar aynı zamanda karotenoidler, flavanoidler, E, C, B2 vitaminleri ve folik asit açısından zengindirler. Bu bitkileri tüketenlerde mide kanseri riski az tüketenlere göre %40 daha azdır.
Brokoli, karnabahar, lahana gibi besinlerin kanser riskini azalttığı gösterilmiştir. Kanser önleyici etkileri içerdikleri glukozinat adı verilen moleküllere bağlanmıştır. İndol, izotisiyonat ve sulforan gibi fitokimyasallar DNA zedelenmesini baskılayan veya bloke eden enzimleri tetikler, tümör büyüklüğünü ve östrojen benzeri hormonların etkinliğini azaltarak etkinliğini gösterir.
Bu vitamin ve bileşiklerin preperat yerine doğal kaynaklardan alınması kanser riskini azaltmada etkili olmaktadır. Diyette her çeşit sebze, meyve ve otların tüketilmesi birçok antioksidant vitamin ve bileşiklerin vücuda alınmasını sağlayarak birçok kanser riskini önemli ölçüde azaltmaktadır. Ancak bunların besinlerde kaybının önlenmesi için sebze ve meyvelerin saklama, hazırlama ve pişirme metodlarına çok dikkat edilmesi gerekmektedir.

A vitamini ve Karotenoidler:Göz sağlığı için önemlidir ve görme fonksiyonu için gereklidir. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir ve enfeksiyonlara karşı direncin artmasını sağlar. Antioksidant etkisi ile hücreleri koruyucu etki gösterir. Cilt, mukoza ve kemik dokularının gelişimi, sağlığı ve hücre yapımı için gereklidir. Antikanserojen bir vitamindir, karsinojenik öğelerin etkisizleştirilmesinde önemlidir. Deney hayvanları ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalar, A vitamini yetersizliğinin solunum ve yemek borusu, idrar yolları, mide, prostat, akciğer ve kalınbağırsak-rektum kanserleri riskini artırdığını göstermektedir. Hayvansal besinlerde A vitamini aktivitesi gösteren moleküller, retinol, hidro retinol, retinal ve retinoik asittir. Karaciğer, süt ve süt yağı, yumurta sarısında bulunmaktadır. A vitamini günlük gereksinmenin çok üstünde alınırsa toksik etki yapar ve vücutta zehirlenme etkisi gösterir. Toksik doz yetişkinler için 15000 mcg’ dır. (50000 IU).
Koyu yeşil, sarı, turuncu, kırmızı renkli sebze ve meyvelerde ise karotenoidler bulunmaktadır ve vücutta retinole dönüşerek A vitamini etkinliği gösterirler. Karotenlerin en iyi kaynakları, havuç, kayısı, yeşil sebzeler, domates, bal kabağı, portakal ve greyfurttur. Karotenoidler vücutta oluşan ve dışardan alınan kanser yapıcı ögeleri etkisizleştirerek kanserin oluşumunu önlerler. Karetenoidlerden biri olan likopen domateste bulunan vitamin A benzeri bir bileşik olup akciğer, prostat, meme, sindirim sistemi, mesane, deri ve serviks kanseri riskini azaltmaktadır. Yapılan çok sayıda çalışmada, karetenoidlerden ve özellikle β karotenden zengin sebze ve meyveleri çok tüketen kişilerde kan β karoten konsantrasyonlarının bu besinleri az tüketenlere göre çok daha yüksek olduğu ve akciğer kanseri riskinin daha düşük olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte bu vitaminin doğal kaynaklardan alınmasının akciğer kanserini önlediği, β karoten suplementlerinin akciğer kanserinden korunmada etkili olmadığı gösterilmiştir. Buna ilaveten sigara içenlerde β karoten suplementasyonunun sakıncalı olabileceği ile ilgili veriler elde edilmiştir. Bu sebeple sigara içenlerin vitamin takviyesi almak yerine bol sebze ve meyve tüketmeleri önerilmektedir.

D vitamini:Kalsiyum ve fosfor gibi minerallerin kemik ve dişlere yerleşmesini ve kemik diş sağlığının korunmasını sağlar. Kalsiyumun bağırsaklardan emilimini artırır. Antioksidant etki ile serbest radikalleri etkisizleştirir. Cilt kanserine karşı koruyucu etki sağlar. Günlük D vitamini gereksinimi sadece besinlerle karşılanamaz. Vücutta sentezlenebilmesi için cildin düzenli olarak güneşle temas etmesi gerekir. Düzenli güneşlenme ve yeterli kalsiyum alımı ile kemik kanseri riski azalmaktadır. Bu uygulama menapoz sonrası kadınlarda meme kanseri riskini de azaltmaktadır. D vitamininin en iyi kaynakları, karaciğer, balıktır. Süt ve süt ürünleri ile yumurta da az miktarda bulunur.

E Vitamini:Antioksidan ve anti kanserojen bir vitamindir. Vitamin A’nın okside olmasını önleyerek bu vitaminin organizmada etkisini artırır. Hücreleri korur LDL kolesterolün oksidasyonunu önleyerek kalp- damar sağlığını koruyucu etki gösterir. Kırmızı kan hücrelerini serbest radikallerin yıkıcı etkilerine karşı korur. E vitamini bazı kimyasal karsinojenleri etkisizleştirerek kanserden koruyucu etki gösterir. C vitaminin de olduğu gibi özellikle toksik maddelerle fazla teması olanların, çoklu doymamış yağ asitlerini fazla tüketenlerin, sigara içenlerin gereksinmenin üzerinde E vitamini almaları önerilmektedir. Kalp hastalığı ve kanser riski taşıyanların ve yaşlıların ek E vitamini almaları önerilebilir. E vitamini, başta bitkisel yağlar, fındık, fıstık, ceviz gibi yağlı tohumlar, tam tahıllar, kurubaklagiller ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.
C Vitamini:Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Enfeksiyonlara karşı direnci artırır. Antioksidan özelliği ile hücreleri serbest radikallerin yıkıcı etkilerine karşı korur. Bazı toksik maddeleri etkisizleştirerek antikanserojenik etki gösterir. Özellikle sigara içen kişilerde C vitamini gereksinmesi çok daha fazladır. Bitkisel besinlerde bulunan demirin bağırsaklardan emilimini artırır. Demir, kalsiyum, B1 vitamini gibi bazı besin öğelerinin vücutta kullanımlarını artırır. Deney hayvanları ve insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda C vitaminin solunum ve yemek borusu, mide ve kolerektal kanserlerin önlenmesinde rol oynadığı gösterilmiştir. Bu nedenle başta sigara içenler ve kimyasal karsinojenlerle temas edenler olmak üzere günlük gereksinmeden daha çok C vitamini alınması kanser riskini azaltır. C vitamini taze sebze ve meyvelerde bulunmaktadır. C vitamininden zengin sebze ve meyveler kuşburnu, tere, roka, maydonoz ve diğer yeşil yapraklı sebzeler, yeşil sivri biber, karnabahar, portakal, limon ve greyfurt gibi turunçgiller, domates, çilek ve patatestir.
C vitamini dayanıksız bir vitamindir. Bu vitaminden zengin besinlerin hazırlanması, saklanması ve pişirilmesi sırasında uygulanan işlemler neticesi ile C vitamini kayıpları olabilmektedir. Sebze ve meyvelerin kesildikten sonra fazla bekletilmeden tüketilmesi, meyve sularının hazırlandıktan hemen sonra içilmesi, sebzelerin önce yıkanması sonra doğranıp pişirilmesi, sebzelerin az suda mümkün olduğunca kısa sürede pişirilmesi, besinlerin soğuk yerlerde saklanması gibi hususlara dikkat edilmesi C vitamini kaybını önleyecektir.

Omega 3 yağ asitleri:İnsanlar için esansiyel bir yağ asiti olan omega 3 yağ asitleri özellikle kanola ve soya fasulyesi olmak üzere bitkisel yağlarda ve yeşil yapraklı sebzelerde alfa linoleik asit ve daha fazla miktarlarda olmak üzere yağlı soğuk deniz balıklarında eikozapentaenoik asit (EPA) ve dokozahekzaenoik asit (DHA) olarak bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda omega 3 yağ asitlerinin kanser riskini azalttığı ve kanser riskini azaltmada, diyetteki omega 3 yağ asitlerinin, omega 6 yağ asitlerine oranının da önemli olduğu gösterilmiştir. Özellikle meme kanseri riski olmak üzere ve birçok kanser türü riskinin azaltılmasında diyetteki bu oran önem taşımaktadır.
Omega 3 yağ asitleri kanser oluşum riskini azaltmalarının yanı sıra, birçok kanser türünün büyümesini de yavaşlatmaktadırlar. Tümör taşıyan farelerle yapılan deneylerde, diyetin EPA ve DHA ile desteklenmesi ile akciğer, kolon, meme ve prostat dahil çeşitli kanserlerin büyümesinin yavaşladığı gösterilmiştir. Ayrıca omega 3 yağ asitleri kemoterapi ve radyoterapi gibi kanser tedavi metotlarının etkinliğini ve tedaviye yanıtı artırmaktadır. Omega 3 yağ asitlerinin bir diğer olası yararı da kanser hastalığında görülen zayıflama, kas kaybı ve kaşeksiyi azaltması ve önlemesidir.
Bu koruyucu ve tedavi edici etkileri nedeniyle diyette omega 3 yağ asitlerine daha çok yer verilmesi önerilmektedir. Bu amaçla haftada 2–3 kez ızgara veya buğulama olarak balık tüketilmesi, günde 2–3 adet ceviz içi veya 5–6 adet fındık tüketilmesi, yemeklerin pişirilmesinde soya veya kanola yağının da kullanılması, bol sebze ve meyve tüketilmesi ve tam tahıl ürünleri, kurubaklagiller ve kepekli ekmeğe mutlaka günlük beslenme planında yer verilmesi uygun olacaktır.

Keten tohumu: Omega 3 yağ asitlerinden, diyet lifinden, E ve B grubu vitaminlerinden zengin yağlı tohumlular grubundan bir besindir. Keten tohumunun kansere ve kalp damar hastalıklarına karşı koruyucu etkileri bulunmaktadır. Liften zengin tohumlarında lignan bulunmaktadır. Bu fitokimyasal, intestinal bakteriler ile etkileşime girerek iki östrojen benzeri bileşik meydana getirirler ve östrojen bağımlı bazı tümörlerin gelişmesini önlerler. Kemirgenlerde yapılan çalışmalarda keten tohumunun kolon, meme ve akciğer tümörlerini azalttığı gösterilmiştir. Günde 10 gr keten tohumu tüketilerek meme kanseri riskinin azaltılabileceği bildirilmiştir.
Mineraller:Kanserden koruyucu minerallerin başlıcaları, kalsiyum, çinko, selenyum, iyot ve molibdendir.
Kalsiyum: Kemik gelişimi ve sağlığı için en önemli minerallerdendir. Kalsiyum kemik ve kolerektal kanseri riskini azaltmaktadır. En iyi kalsiyum kaynağı besinler, süt ve türevleri, yeşil yapraklı sebzeler, pekmez ve kurubaklagillerdir.

Çinko:Çinko, yaraların iyileşmesinde, tat algılama duyusunda artışın sağlanmasında ve bağışıklık sisteminin etkinliğinde çok önemli işlevlere sahiptir. Yeterli düzeyde çinko alımı A vitamininin anti kanser etkisini artırarak ve savunma sistemlerini güçlendirerek yeni oluşan kanser hücrelerinin öldürülmesine yardımcı olur. Çinkonun en iyi kaynakları, karaciğer vb. sakatatlar, et, su ürünleri, yumurta, peynir, ceviz, fındık gibi yağlı tohumlar, bulgur, tam buğday unu, kepekli ekmektir.

Selenyum: Selenyum da hücrelerin oksidatif hasara karşı korunmasında, bağışıklık sisteminde önemli fonksiyonlara sahiptir. Yeterli düzeyde alındığında bazı kimyasal karsinojenlerin etkisinin yok edilmesine yardım eder ve radyasyonun zararlı etkisinden korur. Ancak selenyumun fazla alınması saç dökülmesi ve diş bozukluklarına neden olur. Yeterli ve dengeli beslenme planı içinde yeterli selenyum alınması yaralıdır. Kanserden korumak amacıyla aşırı miktarda selenyum alınması tehlikelidir ve önerilmez. Selenyum, en çok su ürünlerinde, böbrek, yürek ve karaciğer gibi sakatatlarda, kepeği ve özü alınmamış tahıl ürünlerinde bulunur.

İyot: Besinlerle ve iyotlu tuzla alınan iyot, tiroid bezinde vücudun düzenli olarak çalışmasını sağlayan hormonların yapımı için gereklidir. İyot yetersizliği gelişmemesi için iyotlu tuz kullanılması gerekmektedir. İyot yetersizliği guatra ve çocuklarda beyin hasarına neden olduğu gibi tiroid bezinde kanser oluşma riskini de artırmaktadır. Ancak hipertiroid ve haşimato tiroidi gibi durumlarda iyotlu tuz yerine iyotsuz tuz kullanılması gerekmektedir. İyot en çok, balık, tavuk ve mantarda bulunmaktadır.

Probiyotikler, prebiyotikler, sinbiyotikler ve Kanser:
Vücut boşluklarımızda ve yüzeyinde, sindirim sistemimizde özellikle bağırsaklarımızda birlikte yaşadığımız mikroorganizmalar bulunmaktadır. Bu bakteri vb. mikroorganizmalar vücudun normal mikroflorasını oluştururlar ve sağlığımızın sürdürülmesi için çok büyük önem taşımaktadırlar. Bebeğin doğumundan sonra oluşan bağırsak florası oluştuktan sonra genelde sabit olarak kalır ve kalıcı olarak değiştirilmesi oldukça güçtür. Ancak,
Antibiyotik kullanımı,
Hatalı beslenme alışkanlıkları:
— Et ve yağların çok tüketimi ( özellikle katı yağlar ve margarinler),
— Sebze, meyve ve kurubaklagiller ile tahıldan fakir beslenme,
— Süt, yoğurt ve probiyotik yoğurt vb. tüketimlerinin az olması,
— Kızartma işleminin sık kullanılması, mangal ve tütsülenerek pişirilen etlerin sık tüketimi,
— Alkol tüketimi
Radyasyon, kemoterapi gibi kanser tedavileri
Bağışıklık durumundaki değişiklikler bağırsak florasında değişiklikler meydana getirmektedir.
Bu değişiklikler sağlığımızı olumsuz etkilemektedir. Antibiyotik kullanımına bağlı ishaller, kabızlık, alerjiler, bağışıklık sisteminin zayıflaması, iltihabi bağırsak hastalıkları ve kolerektal kanserler gibi hastalıklara yol açabilmektedir.
Prebiyotikler, bağırsaklarda bazı yararlı bakterilerin çoğalmasını ve veya aktivitesini artıran, sağlığı olumlu yönde etkileyen ve sindirilmeyen besin bileşimleridir. Başlıca anne sütünde, buğday, soğan, sarımsak, hindiba, pırasa, kuşkonmaz, enginar ve muzda bulunmaktadır.
Probiyotikler, besinlerle alınan ve belirli miktarda alındığında bağırsak florasını dengeleyip sağlığı olumlu yönde etkileyen canlı mikroorganizmalardır. Probiyotik maya içeren süt ve yoğurtlar ile kefirde bulunmaktadır. Probiyotik mayalar arasında, Laktobacilliuslar (L.bulgaricus, L. Casei…), bifidobakteriler (B.bifidus.), streptococusler, saccharomycessler ve enterococusler vb. suşlar bulunmaktadır.
Bu ürünlerin başlıca faydaları:
Gastrointestinal sistemdeki immün sistemi güçlendirdiği gibi sistemik immün yanıtı da artırmaktadır.
Bağırsak florasında yararlı bakterilerin çoğalmasını sağlarlar.
Hastalık yapıcı patojenlerin bağırsaklara yerleşmesini önlerler ve patojen mikroorganizmaların üremelerine engel olurlar.
Bağırsakların çalışmasını düzenlerler ve kabızlığı önlemeye yardımcı olurlar
Kalsiyum, magnezyum vb. minerallerin emilimlerini artırırlar
Alerjik hastalıkların önlenmesinde ve sıklığının azaltılmasında yararlıdır.
Kalınbağırsak ve rektum kanserine karşı koruyucudurlar. Kolon kanseri gelişiminde enzim ve mutajenlerin, karsinojenlerin etkisizleştirilmesinde rolü vardır.
Probiyotikler antibiyotik ve radyasyon (ışın tedavisi) etkili ishallerin önlenmesinde faydalıdır.

Yapılan epidemiolojik çalışmalarda fermente süt ürünü tüketimi ile kolon ve meme kanseri gelişme riski arasında ters ilişki olduğu bulunmuştur. Diyette lif içeren besinlerin her gün düzenli olarak tüketilmesi ve süt, yoğurt ve probiyotik maya içeren süt ürünlerinin tüketilmesi hem sağlığın korunmasında ve bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesinde, hem de kanser riskinin azaltılmasında çok büyük önem taşımaktadır.

Kanser Riskini Azaltıcı Besinler
Sebzeler
Soğan, sarımsak
Lahana (beyaz, kırmızı, kara), karnabahar, pırasa, turp, şalgam
Havuç, domates
Ispanak, marul, kıvırcık, asma yaprağı, maydanoz, tere, nane, roka, , pazı, yenilebilen yabani otlar, pancar,
Salatalık, biber, taze fasulye, bezelye, bakla, mantar, patlıcan, enginar, kabak( yaz,kış), bamya

Kuru baklagiller
Mercimek, nohut, fasulye, barbunya, bezelye, soya fasulyesi

Meyveler
Portakal, greyfurt, limon Kavun, karpuz
Kuşburnu, böğürtlen, kızılcık Üzüm, incir, nar, dut
Elma, armut, ayva, erik Muz, hurma, yenidünya
Kiraz, vişne, çilek,

Kuruyemişler
Leblebi, kestane, badem, fındık, fıstık, ceviz

Tahıllar
Tam buğday ekmeği, kepekli ekmek, çavdar ekmeği, yulaf ekmeği, bulgur, yarma

Hayvansal ürünler
Yumurta, yağsız veya az yağlı süt, yoğurt, peynir, çökelek, probiyotik süt ve yoğurt ve kefir

Kanser Riskini Artırıcı Besinler
Yaşlı ve yağlı koyun, sığır,
keçi ve tavuk etleri Yağda kızartılmış besinler

Hamburger Tuzlanmış besinler

Sade, yağlı etten yapılmış köfteler Tütsülenmiş besinler
Sucuk, sosis, salam gibi nitrit nitrat eklenmiş besinler Doğrudan ateşte pişirilmiş etler

Tereyağı, iç yağı Sebze ve meyvelerden fakir beslenme

 

KANSERDEN KORUNMAK İÇİN BESLENME ÖNERİLERİ

İdeal vücut ağırlığınızı koruyun. Şişmanlık ve yüksek enerjili diyetlerin tüketiminden kaçının. Vücut ağırlığınız fazla ise uygun bir beslenme rejimi uygulayarak ve fiziksel aktivitenizi artırarak kilo kontrolünüzü yapabilirsiniz. Bunun için beslenme uzmanı ve hekiminizle görüşmeniz yeterli olacaktır.
Yeterli ve dengeli beslenin. Öğünlerinizde her besin grubundan besinleri tüketmeye çalışınız. (Et, yumurta ve kurubaklagil grubu, süt ve süt ürünleri, sebze ve meyve grubu, yağ grubu). Besin seçiminizde çeşitlilik yapın.
Beslenmenizde günlük tükettiğiniz yağ miktarını azaltınız. Yemeklerinizi sıvı yağlarla pişiriniz ve az yağ kullanın. Kaymak, krema, mayonez, kızartılmış besinler vb. çok yağ içeren besinlerin tüketimlerini ve tüketim sıklıklarını azaltınız. Trans yağ asitleri içeren margarinleri, cipsleri, kızartılmış besinleri tüketmeyiniz.
Kullandığınız yağın 1/3’ ünün zeytinyağı, 1/3’ ünün bitkisel sıvı yağlar (ayçiçek, mısırözü, soya yağı veya kanola yağı) ve 1/3’ ünün tereyağı olmasına dikkat ediniz.
Yemeklerinizi pişirirken yağı yakmadan besine katınız. Yağda kızartma ve doğrudan ateşte pişirme, mangalda pişirme gibi pişirme yöntemlerini kullanmayınız. Böyle pişirilen besinlerde hem besin ögesi ve vitamin kayıpları olmakta hem de bazı kanserojen maddeler oluşmaktadır. Yemeklerinizi haşlama, fırında pişirme ve buğulama gibi pişirme yöntemleri ile pişiriniz.
Omega 3 yağ asitleri kalp damar hastalıkları ve kansere karşı koruyucudur. Bu yağ asitlerinin koruyucu etkilerinden faydalanabilmek için haftada 2–3 kez buğulama veya fırında pişirilmiş balık tüketiniz. Bu yağ asitini içeren, soya ve kanola yağı, soya fasulyesi, keten tohumu, fındık, ceviz gibi yağlı tohumlar ve semizotu gibi besinlere de mutlaka diyetinizde yer veriniz.
Yağlı süt, yoğurt, peynir ve etlerin de yüksek oranda doymuş yağ içerdiklerini unutmayınız. Yüksek yağ alımı bazı kanser (akciğer, rektum, meme ve prostat kanserleri) risklerini artırmaktadır. Doymuş yağ alımını azaltmak için yarım yağlı süt, yoğurt, az yağlı et ve tavuğu tercih ediniz.
Az yağlı kırmızı eti haftada 2 kez tüketiniz. Tavuk ve hindinin çok yağ içeren derisini tüketmeyin. Çok yağ içeren ve koruyucu katkı maddeleri içeren salam, sosis, sucuk, pastırma gibi işlenmiş et ürünlerinin tüketimlerini sınırlayınız.
Et, tavuk, balık vb. yiyecekleri mangal, tütsüleme vb. yöntemlerle ateşe çok yakın tutarak pişirmeyiniz. Bu şekilde pişirilen etlerde hem protein ve vitamin kaybı olur hem de kanser yapıcı bazı maddelerin oluşumuna yol açar. Bu gruptaki yiyecekleri pişirirken ızgara, haşlama ve fırında pişirme yöntemlerini kullanınız.
Kalsiyum, fosfor ve B grubu vitaminlerden zengin ve özellikle kolon kanserine karşı koruyucu olan süt ve süt ürünlerine mutlaka diyetinizde yer veriniz. Günlük 2–3 su bardağı kadar yarım yağlı süt ve yoğurt tüketiniz.
Kefir, probiyotik süt ve yoğurtlar yararlı bakterileri içerirler, bağışıklık sistemini güçlendirirler, hastalık yapıcı mikroorganizmaların yerleşimini önlerler ve antikanserojenik besinlerdir. Beslenmenizde günlük olarak 1 su bardağı kadar tüketebilirsiniz.
Tahıl grubundaki besinler günde 6 ve daha çok porsiyon tüketilmelidir. Saflaştırılmamış tahıl ürünleri (buğday, çavdar, tam tahıl unu, bulgur, mısır, yulaf) ve bu tahılların unlarından yapılan ekmek, makarna ve benzeri besinler, kepekli pirinç, kepekli makarna ile kuru baklagiller vitaminler, mineraller ve diyet posası yönünden zengindirler. Kepeği alınmış ve saflaştırılmış tahıl ürünlerinde vitamin, mineral, protein ve posa kaybı olmakta ve dolayısıyla besin değeri azalmaktadır. Saflaştırılmış beyaz un, beyaz ekmek ve pirinç yerine besin değeri daha yüksek olan kepekli ekmek, tahıllar, kurubaklagilleri tercih ediniz.
Kurubaklagiller bitkisel protein içerirler ve protein kaliteleri et ve yumurtaya göre daha düşüktür. Protein kalitesini artırabilmek için kurubaklagilleri tahıllarla birlikte tüketebilirsiniz. (örneğin, nohut yemeği ve pirinç pilavı gibi).
Besin ögelerinin ve suda eriyen vitaminlerin kayıplarını en aza indirmek için kurubaklagillerin, makarnanın ve sebzelerin haşlama sularını dökmeden pişiriniz.
Soya fasulyesi önemli bir fitoöstrojen kaynağıdır. Soya fasulyesi antikanserojenik bileşikleri içermektedir. Fitoöstrojenler özellikle hormon bağımlı kanserlerin kontrol ve önlenmesinde rol oynar. Meme kanseri, hipospadias, testis ve prostat kanserlerine karşı koruyucudur. Soya fasulyesini çok tüketen ülkelerde bu kanserlerin görülme sıklığı daha azdır. Beslenmenizde haftada birkaç kez soya fasulyesi tüketilmesi bu kanserlerin oluşum sıklığını azaltır.
Beslenmenizde günlük sebze ve meyve tüketimlerinizi artırınız. Meyve ve sebze tüketimi kansere karşı korunmada çok önemlidir. Meyve sebze tüketimi düşük olanlarda tüketimi az olanlara göre kanser riski 2 kat daha fazladır. Meyve tüketimi özellikle akciğer, özefagus, ağız boşluğu, pankreas, mide, kolon, rektum, mesane ve larinks kanserlerine karşı koruyucudur. Her gün çiğ sebzeler ve salatalar ile sebze yemeklerinden 2–4 porsiyon, meyvelerden 3–4 porsiyon tüketiniz.
Beslenmenizde her çeşit sebze (sarı, kırmızı,turuncu ve yeşil) ve meyveye mutlaka yer veriniz. Özellikle antikanserojen vitaminler ve fitokimyasalları içeren karnabahar, lahana, kereviz, enginar, pırasa, soğan, sarımsak, brokoli, turp, ıspanak, tere, havuç, domates, turunçgiller gibi sebze ve meyveleri mutlaka sık sık tüketiniz.
Sebze ve meyveleri mevsiminde tüketiniz.
Yemeklerinizi pişirirken soğan, sarımsak, nane, maydanoz, biberiye, zencefil, fesleğen, kimyon, rezene vb. lezzet verici ve aromatik, antikanserojen özellikli sebzeleri, baharatları ve otları sık sık kullanınız. Sarımsak, soğan, pırasa vb. besinlerde bulunan allilik sülfitler immün sistemi güçlendirir, karsinojenlerin atılımını artırır, tümör hücre çoğalmasını baskılayan enzimleri uyarır, serum kolesterol seviyelerini azaltır ve kan basıncının kontrolüne yardımcı olur. Bunların yanı sıra, midede ülsere yol açan H.piloriyi öldürdüğü ve özellikle mide kanseri olmak üzere tüm kanserlere karşı koruyucu olduğu yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Sarımsağın günlük 2–3 diş tüketilmesi önerilmektedir.
Diyet lifi (posa) alımınızı artırmak için, kuru baklagiller, saflaştırılmamış tahıllar, kepekli ekmek, sebze, meyve gibi lif içeriği yüksek olan besinlere günlük beslenme programınızda mutlaka yer veriniz. Kabuğu ile yenilebilen sebze ve meyvelerin kabuklarını soymayınız. Diyet posası kolon ve rektum kanserlerine karşı koruyucudur, kabızlığı, kan kolesterolünün ve kan yağlarının yükselmesini önler. Bunun yanı sıra liften zengin besinlerin glisemik indeksi daha düşük olduğu için kan şekerini yavaş yükseltirler ve şeker hastalığı riskini azaltıcı besinlerdir.
Günlük tükettiğiniz şeker miktarını azaltınız. Fazla şeker ve tatlı tüketmek bazı kanser risklerini artırmaktadır. Tatlı seçiminde meyveli veya sütlü tatlıları tercih ediniz. Taze meyveler veya kuru meyveleri de tatlı yerine tüketmeniz sağlıklı bir seçim olacaktır. Hamur işi tatlıları, kızartılmış ve şerbetli tatlıların tüketim sıklığını ve porsiyon miktarını azaltınız. Böylelikle günlük aldığınız şeker, yağ ve enerji miktarını azaltabilirsiniz.
Çok tuz kullanımı ve tuzlu besinlerin tüketimi mide kanseri riskini artırmaktadır. Çok tuzlu besinler, salamuralar, turşular vb. çok tuz içeren besinlerin sık ve çok tüketimlerinden kaçınınız. Yemeklerinizi çok tuzlu yapmayın ve sofrada tuz kullanmayın. Yemeklerinizi pişirirken kekik, kimyon, nane, kırmızı biber, soğan, sarımsak, maydanoz gibi aromatik besinleri kullanarak tuz kullanımını azaltabilirsiniz. Besin maddelerini tuzlayıp saklamak yerine dondurarak saklama yöntemini tercih ediniz.
Nemli yerlerde saklanan tahıl, un, kurubaklagiller ve ceviz, fındık, fıstık ve benzeri yağlı tohumlar ve baharatlarda küf ve toksinler oluşabilmektedir. Bu toksinlerden aflatoksin özellikle karaciğer kanseri için bir risk faktörüdür. Bu besinleri kuru ve serin yerlerde saklayınız. Küflü peynirleri de tüketmekten kaçınınız.
Günlük 1,5-2 litre kadar su ve sıvı tüketiniz. Aldığınız sıvılar, su, meyve suyu, çay, bitki çayları (ıhlamur, adaçayı, yeşil çay, kuşburnu vb.), komposto ve hoşaflar, ayran olabilir.
Alkollü içkilerden sakınınız. Alkol tüketme alışkanlığınız varsa haftada 1–2 defadan çok alkol almayınız. Yapılan çalışmalar alkollü içkilerin bazı kanser risklerini artırdığını ortaya koymaktadır.
Sigara içmeyiniz. Sigara içmek başta akciğer, soluk borusu kanserleri olmak üzere birçok kanser sıklığını artırmaktadır.
Düzenli fiziksel aktivite yapınız. Günde en az 30 dk. Olmak üzere haftada en az 3–4 gün yürüyüş, yüzme, bisiklete binme gibi aerobik egzersizleri düzenli olarak yapınız. Bol oksijenli açık havada yürüyüş yapmayı tercih ediniz.
İçme suyu olarak temiz su kaynaklarını kullanınız.
Vitamin preperatı kullanımının kanserden koruyucu etkisine karşı henüz yeterli kanıtlar bulunmamaktadır. Vitamin ve mineral gereksinmelerinizi doğal besinlerle karşılamaya çalışınız. Unutmayın vitamin ve minerallerin hastalıklara karşı koruyuculuğu ve etkinliği besinlerde bulunan diğer antioksidan moleküller, fitokimyasallar, posa ve içerdikleri besin ögeleri ile birlikte olmaktadır.
Katkı maddesi içeren hazır gıdaların, nitrit ve nitratlar gibi katkı maddelerini içeren salam, sosis, sucuk, pastırma gibi besinlerin tüketimlerini sınırlandırınız.
Yapay tatlandırıcı kullanımınızı sınırlandırın. Yapay tatlandırıcı kullanmak yerine şeker alımınızı kısıtlayınız.

KAYNAKLAR:
Baysal A., Criss W. Kanserden Korunmak için Beslenme Rehberi, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 1999
Köksal G. Gökmen H. Onkolojik Hastalıklarda Beslenme, Çocuk Hastalıklarında Beslenme Tedavisi, Hatiboğlu Yayınları, Ankara, 2000
Gül Ş. Beslenme ve Kanser, GATA Ayın Kitabı, Ankara, 2004
Duyff Roberta L, MS, RD, CFCS: Amerikan Diyetisyenler Derneğinin Geliştirilmiş Besin ve Beslenme Rehberi Türkçesi, Acar Matbaacılık, İstanbul, 2004
Cross H, Kallay E ve ark. Phytoestrogens and Vitamin D Metabolism: A New Concept for the Prevention and Therapy of Colorectal, Prostate, and Mammary Carcinomas, The American Society for Nutritional Sciences JJ. Nutr. 134:1207S-1212S, May 2004
Baysal A. Beslenme, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 1996
Küpeli S, Büyükpamukçu M: Kanserden Korunma ve Tedavide Omega 3 yağ asitleri, Katkı Pediatri Dergisi, cilt:28; 89–99, Ocak-Şubat 2006, Alp ofset matbaacılık, Ankara.
Noyan Z. Onkolojik Hastalarda Beslenme, GATA Basımevi, Ankara, 2001
Albanes D. ß-Carotene and lung cancer: a case study, Am J of Clin Nutr, Vol. 69, No. 6, 1345S-1350S, June 1999.
Baysal A. Criss, W: Kanseri Tanıyalım, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 2004
Food, Nutrition and the Prevention of Cancer: a Global Perspective, World Cancer Research Fund American İnstiute for Cancer Research, Washington, 1997.
Turgay C. Fonksiyonel Besinler, Beslenmede Yenilikler I-II, Katkı Pediatri Dergisi, cilt:28, sayı 2–3, Mart-Haziran 2006, S 305–344, Ankara.
Baysal A, Bozkurt N, Pekcan G. Ve ark. Diyet El Kitabı, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 1999.
Karakaya S, El N. Flavonoidler ve Sağlık. Beslenme ve Diyet Dergisi 26(2):54-60, Ankara, 1997.
Aksoy M. Kanserde Beslenme, Diyet El Kitabı, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 1999
Heggie S, Wiseman M ve ark. Defining the State of Knowledge with Respect to Food, Nutrition, Physical Activity, and the Prevention of Cancer, The American Society for Nutritional Sciences J. Nutr. 133:3837S-3842S, November 2003
Cantürk Nuh Z. Kanserli Hastada Beslenme Desteği, Klinik Enteral ve Parenteral Nütrisyon Derneği V.KEPAN 2004 Özet Kitabı, 2004.
Riboli E, Norat T. Epidemiologic evidence of the protective effect of fruit and vegetables on cancer risk. Am J Nutr 2003;78(3 Supll): 59S-569S.
Türkiye’ye Özgü Beslenme Rehberi, Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü Gıda Güvenliği Daire Başk, Gökçe ofset matbaacılık, Ankara, 2004
Lamartiniere C. Protection against breast cancer with genistein: a component of soy, Am J Clin Nutr, Vol. 71, No. 6, 1705S-1707s, June 2000
Baysal A Genel Beslenme, Hatiboğlu Yayınevi, Ankara, 1995
The Survivor’s Handbook Eating Right for Cancer Survival, The Cancer Project, Washington, 2003.
Kutluay M., Başoğlu S ve Örer S.: Beslenme ve Diyetetik Açıklamalı Sözlük, Ankara, 1999
Liang W, Wong D.Diet, Nutrition and Cancer Prevention: Where Are We Going from Here?,J. Nutr. 131:3121S-3126S, November 2001
Yalçın B, Akyüz C. :Kanserin Önlenmesinde Pre, Pro ve Sinbiyotikler, Katkı Pediatri Dergisi, Prebiyotikler, Probiyotikler ve Sinbiyotikler, cilt:26,Özel sayı 2004
Sarıkayalar Ü, İnanç N, Saka M: Yeterli ve Dengeli Beslenme, GATA Basımevi, Mayıs 2001
Milner J: Preclinical Perspectives on Garlic and Cancer, American Society for Nutrition J. Nutr. 136:827S-831S, Mart 2006
Hanf V, Gonder U: Nutrition and Primary Prevention of Breast Cancer: Foods, Nutrients and Breast Cancer Risk, Eur J Obstet Gynecol Reprod Biol, 1;123 (2):139–49, 2005 Dec.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

www.drozon.com

Kategoriler

Kategoriler

Arşiv

Aralık 2010
P S Ç P C C P
« Tem   Kas »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
2728293031  

Blog İstatistikleri

  • 34,383 kişi

En Fazla Tıklananlar

  • Hiçbiri

RSS www.HepsiBorsa.com

  • Bir hata oluştu; besleme kapalı gibi görünüyor. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.
%d blogcu bunu beğendi: